insan dolusu tramvaylar geçti ve insan dolusu otobüsler şimdi gemiler demir almıştır iskelelerden - takılmıştır ardına martılar yeni bir günün telaşlı yorgunluğu hissediliyor ağır…
İsmail Karakurt (d. 1964) , şair, edebiyat öğretmeni. Yozgat Sarıkaya Emirbey Köyü doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Yozgat ve Kayseri'de tamamladı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünden 1989'da mezun oldu. Yazmaya üniversitede okuduğu yıllarda başladı. Şiir ve yazıları Aylık Dergi, Albatros, Araf, Argos, Dergah, Hece, Kanat, Kayıtlar, Kırağı, Kum Yazıları, Milli Eğitim, Palandöken, Yalnızardıç, Yedi İklim’de yayımlandı. Şiirlerinde varlığın ve hayatın anlamı üzerinde yoğunlaşarak, coşkulu bir edayla; aşkı, ölümü, çocukluğu, bozkır saflığı ve dinginliğini, kendi kültürümüzün klasik ve taşralı katmanlarından devşirdiği unsurlarla yoğurarak, köklü bir ses, yeni bir hazla işledi. Temiz, yumuşak, masalsı bir dili var. Yazılarında ise hayat, aşk, şiir, şiirin metafizik tartımları, şiirin sorunları, çocukluk üzerine açılımlar, içsel söyleşiler yapan, bir başka deyişle, kendisiyle birlikte okuru, yaşamak ve yürek zarı arasında gezindirdi. Ege’nin bir kasabasında uzayıp giden ovaya, uzayıp giden gökyüzüne bakarak sincabın peşi sıra ağaçlarla arkadaşlık etti, onlarla söyleşti... İlk şiir kitabı Simurg (MEB 1992) ile Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1992 yılı şiir ödülüne lâyık bulundu. İkinci şiir kitabı Mahrem Mecazlar (1999 Ankara) Hece Yayınları arasında çıktı. Çocukluğum Bir Çocuk (MEB 2005) , şairin üçüncü şiir kitabı. Ayrıca Çürük Yeşil (şiir) , Şifalı Otlar Dükkânı (şiir) , Pörçük Meşkler (deneme) , Ağaçlar Kitabı (deneme) , İpek Böceği (Masal) adlı dosyaları ise yayıma hazır. Halen İstanbul Dr. Vasıf Topçu Fen Lisesi'nde çalışmakta ve harflerle yolculuğuna devam etmektedir. Evli, Mevlâna Yusuf ve Selçuk Eren adında iki oğlu var.
Abdalın Son İlahisi
- Hüsün Terzisi
- Kuş Resimleri
- Semâzen Şelâle
İsmail Karakurt şiirleri
ve büyüdük saçlarımızdan ayaklarımıza kadar hayatın acı hatıraları artık kör ve hep kederli bakıyor rengarenk gözlerimiz…
ve büyüdük kimbilir nerde kaldı? tozlu sıralarına oturduğumuz kusursuz aşkı andıran lise günleri yorulmaksızın dudaktan dudağa dolaşan kederli sigaralar…
Adı Yeliz; O nisan gecesi bir gülüşü vardı ki, gökyüzü kadar temiz. Yarı karanlıkta kusursuz canlı gözleri vardı.…
insan;bir kadını sever gibi sevmeli istanbul'u bütün hassasiyeti ve bütün ciddiyeti ile mavi gözlerine bakar gibi bakmalı boğazın serin sularına ve kusursuz tenine dokunur gibi dok…
herkes gider biter herşey çünkü hayata kafa tutamaz hiçkimse…
bereket haddini aştı bu defa kayıplarda gökyüzünün bütün renkleri bir tek yağmur yüklü ve kapkara bulutlar hüküm sürmekte eylül gerçekten çıldırdı…
sen şimdi ankaranın bilmem hangi sokağında sarı saçlarınla ılık rüzgara karşı yürüyorsun belkide, kalabalıklar, kalabalıklar yine kalabalıklar kahverengi gözlerinde kimbilir neden…
şimdi sen ve ben ikimiz ikimiz iki ayrı şehirdeyiz ortada bi yerlerde kalmış dostluğumuz…
başucumda duruyor gözlerin bu sıcak hazıran günü sırtüstü uzanıp seni düşünüyorum aydınlık bir sabah var dışarda ve bütün doğada bir telaş…
çok eski bir şarkı kadar yenisin bende ne vakit dinlesem kederlendiğim notalarında gözlerinin gizli olduğu çok eski bir şarkı bu bahar akşamı…
şimdi hüzün kaldı ardında bir kent kadar büyük insanları kadar kalabalık bir hüzün ve istanbulda nisan yağmurları başladı…
yürüyoruz sevgilim herşey bizim sen ve ben ikimiz…
sen şimdi beyaz bir kağıt parçası üstünde mahzun ve kederli bakıyorsun. yıllar değiştirmiş olmalı kahverengi bakışlarını kimbilir belkide şimdi ağlıyorsun kaç zaman oldu bilmiyorum…
sen hala ihtiyarlamış insanların gülüşü kadar gençsin sen hala küçük, küçücük bir bebeksin büyüme kirlenirsin…
15 / 97 gösteriliyor