Sonülke

L Levent Yılmaz
0 Altın Yaprak
Rüzgâr artık sürüklemiyormuş. Ilık, limon kokularıyla süslü bir akşamüstü, denizin üstünden geçen toprak yolda, kendisiyle yalnız kalmışken, « geçmiş şimdidir, dalga vurdukça gider gelir çakıl taşları, hareket içlerinde değildir » diyebilmesi ne zor! Bir şikayeti mi var rüzgârdan? Ağaçlara tırmanılan yaş geride kalınca, ileriye bakan göz, oluşmakta olan dünyayı mı görür; yoksa bakış, hafızadan çekip kopardığı buğulu nesneleri önümüzde uzanan zaman parçacığına mı yamar? Şimdi uzaklara, tepeden kıyıya süzülen boşluğa bakıyor. Dünyanın çoraklığı, kendi içi de çoraklaştığından mıdır, gözüne çarpar. Sildiği çocukluğunun kırıntılarını mı savurur bu yardan? Niye günlerin bakıra çalan rengi, içinde var sandığı efsunla çarpışır, umursamazlık geride mi kalmıştır? Hafifti içi, savrulurdu... Son ışık da geliyor, ellerine değiyor... Yokluğa inanan bir kuru çiçek, diyor; şimdi, güldüğünde, neşesi kimseye ulaşmıyor sanıyor. Geri dönmek için, karanlıkta, unutmuş olduğu yolu yeniden bulması gerek. Sendeler. Yol çalıların orada yiter ve ay, kendini, görebilenlere sunar. Gecedir artık, soğuk kalplere işlemekte. Dilemenin, beklemenin, işitmek istemenin ne denli hoyrat bir uğraş olduğunu düşündüğü saatte, dizleri çözülür, yorgunluktan değildir, bilir, kendi kendisiyle söyleşmektir ürkütücü olan, sert, acımasız... Titrer. Günler, kendisine ulaşan ve kendini sevdiren ayışığının altında, ona, gitgide ağırlaşan bir ruhu hatırlatmaktadır. Kimse ona gidilemeyeceğini, yalnızca kalındığını söylememiş miydi? Yüzünü çekiştirmektedir – ağırlaşan gözkapakları – eskiden gelen bildik bir sızı – oysa dün – iri güller – aynı – yapmak, etmek, uyanmak büyülüdür sanmaktadır. Kırılmış aynaya, cam kâseye dönen bu hayat, parçalarıyla ona hercai görüntüler sunar. Almasını becerebilse, bu zenginlik dese, diyebilse, beklediği, beklemeyi tercih ettiği öteki günün bu günden farksız olduğunu görse. Şimdi, bir anda dün. Gider ve çömelir, çöker bir ağacın altına. Korkularını bu sükûnet içinde alt edebilirmiş gibi... Reddettiği dünyanın içinde olduğunu bilse daha mı iyi olacak? Kimsenin hayatına karışmadım ki, der. Bir kelebek karanlıkta kanat çırpar, uzaklarda biri kıvranır. Günü günlere, ışığı ışığa, beni bene bağlayan görünmez bir halka olmalı, başlangıcı düşünmemeliyim, bitişi de, haller içinde bir hal, işte, olasılıklardan biri, herhangi biri, bir rastlantı, ama öyleyse demektedir, canı sıkkın, bıraktığı yerden devam eder, niye? Burada olmanın bir anlamı mı olmalı? Burada, deniz kıyısında, uzağında, ya da yüksekte, ağaç altında, çökelen bakışlarımla, içimden başka bir yere ulaşmayan bakışlarımla, niye, evet, tekrar eder, aynı şeyleri kendine başka türlü sorman gerek der, bir yıldız nasıl ölür mesela, neden, peki neden şimdi, burada... Ne akseder benden? Tepelere doğru yola koyulur, nereden geldiğini bilmediği bir sesi izleyerek vadiye ulaşır... Azgın sular, şelâleler, yırtıcı kayalar, onlar da mı içindedir? Susmasını öğrenememiştir daha. Ses ağzından çıkmaz, zihninde yankılanır. O sesi de susturmalı. Düşünmeden yaşamasını öğretmeli... Kimse mi ona söylemedi, bir ses olsun duymadı, uyarılmadı mı hiç, hep başkalarının kazandığını, sanmak fiilinin kölesi olduğunu bilmiyor mu? Unuttu mu? Hiç mi öğrenmedi? Şimdi ne yapacak? Döner, bulmayı umarak, oysa zaman, kurumuş meyve, yokolmayı beklemektedir. Hayâlleri giderek cismi kavrayacak, saracak, bir olacak. Bir ateş, bir parça tuz, kesik bir neşe, tedirginlik, hayâl kumaşlarıyla sarıldıkça cisimleşecek. Kumaşlar yırtılmış, cisimler tekrar buharlaşmışsa... Kendisinin bir andan ibaret olduğu nasıl anlatılacak? İşitmeyi dilediği ses ona ne zaman ulaşmış? Bir zaman, nedensiz bir haykırış ağzında kilitlenir, sıkılı dişlerinin arasından sızar ama kapalı dudaklarına esir düşer. Ses olmadığında o da yoksa, düşünceleri, dilsiz yıldırımlar, onlar da mı yoktur? Ilık bir esintiyle tekrar ürperir. Hayat, uğultularla, hışırtılarla, kendisini yok sayan sessizliğe direnmektedir. Bir söğüt yerlere eğilir. Tozlar arasından yürümeye çalışır, yerle gök birbirine katılıyor, hayat ona kendisini sakınmasını, koşmasını, uçuşan işaretlerden bir demet yapmasını öğütledi. Anlamış mıdır? Kurduğu aksak cümleler gözlerinden okunabilecek mi? Sözlerin, cümlelerin, tınıların ardında bir dünya var, onunla söyleşsin. O dünyayı saran hayâl de yırtılsın, ses cisimleşsin... İşaretler en sonunda tekrar doğsun, nesnelerle bir olsun... Ona göre değil denen bu sonülke onun olsa. Burada sözcüklere dokunabilse, onları elinde tutsa, mehtaba doğru savursa, dile varabilirdi, cüret edebilir, kaybolabilirdi. Aşk, kavramaktır demeyi becerebilecek mi?

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.