Altınkum Vapuru

N Necdet Evliyagil Necdet Evliyagil
0 Altın Yaprak
Altınkum vapuru, Düdüğünü üç def’a Kesik - kesik öttürerek, Yeniköy’den Tarabya’ya doğru Geniş bir kavis çizerek, Bacasından bıraktığı, Bir araba kara dumanı da, Ciğerlerimize sindirerek, Bir martı’nın Kanadında sır’oldu; Çocukluk günlerinin Tatlı anıları da, Arkasındaki köpüklü yolda, Ve mavilikler arasında Yaşantımıza doldu.. Altınkum vapuru, Kırk yıl evvel Göksu’dan kalkıp da, Anadolu Hisarı’nın, Ahşap iskelesine Gıcırdaya - gıcırdaya yanaşırken, Ve beyaz - bembeyaz gövdesine, Mavi - masmavi dalgalar çarparken, Kuleli Lisesi öğrencileri, Hisar’ın Boğaziçi sahilleriyle Öpüşen çayırında, Tüfek çatarlardı, Talim yaparlardı, Anadolu Hisarı’nın En güzel kızı Affan abla’ya, Gülücükler dağıtarak bakarlardı. O güzel yılların Dünya’dan da, Aşk’tan da habersiz Minnacık kalbi, Bando - mızıkanın çaldığı İzmir Marşı’nı duyduğunda, Heyecandan coşardı. Altınkum vapuru’nu, Kırk yıl sonra Karşımda gördüğümde, Kaybettiği kurgulu Oyuncak motorunu bulan, Çocuklar gibi sevindim, Ürperdim; Bir anda Karşı sahillerle düğümlendim.. Yıllar önce Yitirdiğim dünya ile, Yeniden sihirlendim, Derinlemesine filizlendim.. Hisar’ın yemyeşil çayırında, Ali Usta’da artık yokdu. Ve kocaman kara kazaniyle, Mısır haşlamıyordu Kuleli liselilere; Sivri külahiyle, Bir elinde de Rengârenk tefiyle, Ve işlemeli Tahta maşasiyle Kavuklu Hamdi efendi de, Pişekâr (*) İsmail’le Ortaoyunu oynamıyordu. (*) Pişekar: San’atçı Hokkabaz ile Oraoyunu’nda ustanın yardakçısı. Kahkahalar savurtmuyordu Çucuklarla - büyüklere; Üstü bez örtülü sandallar da Gidip - gelmiyordu, Göksu Deresi’nin Yosun kokan durgunluğunda; Genç sevgililer Ve de Affan Abla, Yaramaz arkadaşlariyle Kaçamak yaşantılarını Sürdürmüyorlardı, Hamdi Bey’in köşküne uzanan, Kırk merdivenli, Arnavut kaldırımlı Yolun bitimindeki Elektrik direğinin dibinde, Sessiz - keyfince.. Artık mendil de sallamıyordu Altınkum’un yolcuları; Eskisi gibi gülmüyordu, Üç def’a kesik - kesik Düdük de öttürmüyordu Vapur’un kaptanları, Zaman, sevinçleri de Beraberinde mi sürüklüyordu, Ve birer – birer lâmbaları Birer birer söndürüyordu? . Yalıların kafesli pencerelerinde Unutulan neydi? Sessizliğine Bilinmiyordu? . Beyaz kasketli Kaptanlar da mı yorulmuşdu? Yoksa Altınkum mu susmuşdu Diye dalmışken derin, nemli Ve sisli bir düşünceye; Altınkum’un arkasındaki Beyaz ince köpük, O anda Pırıl – pırıl Filizi bir iz’e dönüşdü, Bir çift yeşil dalgınlığın Tebessümüyle öpüşdü.. Altınkum’un peşinde bırakdığı Minik küçük dalgacıklar, Ürpererek - sevinerek, Sırt - sırta da vererek, Seksek oynayan Çocuklar gibi tekleyerek; Ürkek - ürkek adımlarla Sahile doğru koşuşdular, Gül kokan eski bahçelerdeki Geçmiş sabahları tutuşturdular.. Altınkum vapuru, Yeşil bakışları da tazeleyerek Ve sessizliğine yüklenerek, Düdüğünü de ince - ince öttürerek Gözlerden kayboldu; Eski anılar da Arkasında tümden kahroldu, Dalgınlıkların en güzeli Boğaziçi kıyılarında, Yeniden düşlere doldu.

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.