Noktadan Sonra

N Neyzen Tevfik Neyzen Tevfik
0 Altın Yaprak
Ufk-ı feyfa-yı tahayyürde zekâ, Kalbolur hîçiye bir kerre daha. Hîçi-i hîçîde zerrât-ı esir, Zat-ı aşka getirirler tekbir. Mahz-ı kül lâyetenahiyyette Eder ibda’-ı vücuda secde. Aks eder saye-i ibda’-ı vücud: Mabed i'ı abd ü ibadet, mabud. Bu dönüşte bütün ebvab-ı zekâ Açılır kalb-i selime ve daha. Buradan hatve-i ülâyı atar, Acz ü hayret, şu avâlim, âsâr. Hep olur bunca hayal ü rüya, Varlığın dalgalarıyla derya. Varla yok mezcolarak birbirine Dest-i kudret ile yerli yerine. Zevk-i berceste olup konmuştur. Her nazar bin eser-i hikmet okur. Saki-i bezm-i huzuzât-i ledüıı, Şu zuhurat ile peymane-i Kün, Sunuyor ka’r-ı rek-i eşyaya, Ruh-ı cerâm-ı ebed-peymâya, Döküyor meylerini cam-ı ezel, Ebedin ağzına bin müstakbel. Mest olur hâli deraguş ederek Fasl-ı vuslatte solunca bu çiçek. Atıyor mazi-i hîçîye cihan, Durmaz avare tabiat, ezmân. Bu destigâh-ı tabiat, bu mensec-i âsâr, Bu hadisat-ı tecelli meşiyyet-i edvar. Şuûn-ı perde-i hikmet, dokur haîâyadan, Şu mevcelerle münakkaş sutûh-ı deryadan. Kurun-ı lâyetenahi içinde maziden, Hayal ü farz u hakikat yolunda fenle gezer. Zunûn-ı müsbet ü menfi delâil ü âsâr, Şu destanı okur ki şu pür-hurûş enhâr. Akar ezellerin aşkıyla makber-i ebede, Rücu eder reh-i deycûr-ı haybet-i samede. Mükevvenatm içinde şu arz-ı zerre-misal, Deha-yı mutlaka tarih-i hilkati icmal. Eder ve der ki: “Serâir saçan harabemden, Şüun-ı maziye ait olan kitabemden Hulasa-i medeniyyet şudur ki nev’-i beşer, Zekâ-yı mutlak-ı icadı kanlı bir mahşer.” İçinde boğmak için rîsmân-ı edyanla, Belaya, fitneye şahit yalancı imanla Olanca kuvvetini sarfedip de uğraşmış; Zılal-ı nur-ı hakikat bu körlüğe şaşmış. Dilindeki hezeyanla fecia köstebeği, Peri-i aşka cinayet yolunda her emeği. Maâbidin eşiğinde heder edip bilemiş, Ve zağlanan bu satırlarla saltanat dilemiş. Bu saltanat, üfürüklenmiş üç buçuk tacın Şu kanlı zıll-i zelilinde zulm ü târâcm. Boğazlamış bütün efkâr-ı hikmet-âsârı, Boğar sahâif-i tarihi kanlı enhârı. Bu iftirâs-i muannid, bu nâhun-ı zillet, İçinde parçalanan her düşünce, her millet. Bu içtiği ağunun verdiği öğürtüleri, Kulaklarında nedamet çakan gürültüleri. Kusar hurafe-i dinle maâbid-i vehme, Yeter bu şeyn-i müebbed şu çehre-i zulme. 18.01.1337 Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa

Kamu malı: şairin ölümünün üzerinden 70 yıldan fazla geçti.

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.