Şehr-i Aşk'ta Bir Fasıl
N Nuray Alper
0
Altın Yaprak
kaldır nikâbını aşk!
göreyim İstanbul'u
el ele tutuştuğum hasreti koyup heybeme
(onu hangi asırla seveceğimi bilmeden)
vakardan surlarında öleyim
…
hümâ kanatlarındaki efsane
yeniçerilerden arta kalan isyanı alıp sırtıma
mürekkep yanığı nidâyla yaslandım sana
nefesin hâla Eyüp dileği, Fatih sevdası gözlerin
ihtiyar sesinden hikâyeni giydirdiğin kalemim ben
dilbesteyim ebeden
dolunaya dizdiğin akşamlara bağışla cüretimi
gül/de manâ de/sen
derviş dudağındaki hû'yu damlatır kitâbeme
altın sarısı mâzisiyle Üsküdâr
Üsküdar meczup sızımın sürûra bakan yanı
ufkumun şebnem sabahı
bilmezler kaç defa ağladığımı dizlerinde
sırrını martılardan aldım
kız kulesinde intihâr eden yasaklının
imbatla gelen hâtıra
hıçkırığım kadar yakın
denizler âhını göğsüme taşır.
baktığım her şey yüzün
mealini vefâya yetmez ömrüm
kulağımda Lamartine sözü
üzerimde gurupla haya eden evlerinin közü
omuzlarım ırak kentlerin hüsran öyküsü
Roma'nın gözlerinde asılı kalan hüzün.
kelebek gibi lâtif, Kânunî kadar heybet
kırılgan ellerinde Mimar Sinan'ın Süleymaniye
eğilip ayağından öperken Haliç
Galata'yı hâr kılan bir rüyanın vecdidir
lâleden gamzelerin ebrûlî tablosuna
ezanla dolar ruhâniyet
Hâsekî'den, Mihrimâh'tan, Barbaros Hayrettin'den
hikmetli suskularla inşâ olan mucize
cihana hükümrân medeNiyet
göğünde parçalanan feryâdı toplasam âh
ihrâma bürünen gözyaşı/Ayasofya
kubbesinde kırk pervaz/ruhunda nûrdan ayaz
tunç kandillerinde müebbet kalan İsâ
uzanıp yakmak için katolik uykusunu
fetih muştusundan alsam intibâh
mozaik sayfalarında ben onun
içli mâteminin su hâresiyim
Meryem sükûtunda avâz
inciden köprülerin mâbedi mavi boğaz
kaç kayıp cinnet ağırlarsın içinde
kaç âteşten yas
mestâne kuşlar gibi kapıldım cazibene
ölüm ise ahvâlin/
doğarım yavaş yavaş
âşina bakışların şulesinde
Avrupayı Asya'dan ayıran su dalı
suda yıldız dansı, saray aynası
önce/sizdim şehr-i yâr, sonra/sızım sen oldun
şiirin kendi/sisin
yağmurunu sırdaş tutup kandığım
güz kesiği kıyılarımda gün kuyu
hâlin hep ürkek Yusûf
kalabalık encâmı yalnızlığın içinde
yollarında kıvrılan özlemlerim var benim
beyitlerde konaklayan akşamlar
hangi şarkıyı terennüm eder Çamlıca'da
adımlarındaki ağyâr iziyle
dudağında gülümseyen hüsn-ü kabulü
hangi âşık yaralar
aynı zamana kırgınız seninle biz
bak dilinde ne çok dilenci avuçlarım
ellerim nasıl kayıp
muhayyer makamından bir selâm ile
mey rengi hicr/ânını sevdiğim/iz
solumda rakseden meş'ale
dört yüz yıllık râyihâsını giyindiğim Topkapı
bab-ı hümâyünden bakan saklı mâneviyatım
yürüsem de Çırağan'da Beylerbeyi'nde
dikiş tutmaz tahassürüm sızlıyor
revnâklardan, efsûnlardan, rüzgârlardan geçerken
Dolmabahçe'de ibret penceresinden seyrettiğim ihtişâm
tefekkürü gam
bil/sen
Taksime bıraktığım acı karanfil kokusunu
yarım kalmış sözlerimden
şimdi kaç vedâ yâdigâr dizlerimde
Kapalıçarşı'dan dünyaya satılan tebessüm
ipekten gülceler yükledi omuzlarıma
yolculuğu nesir, ağırlığı divan
Hüdâi bedenimin Üftâde vurgununda
aynalar yârlığından mahrûm kalırsa birgün
yüreğimi emzirdiğim toprağında recmet çağı
hattatın el izinde nakkaşın yanan sırrı
ört simânı geceyle
güneşler kıskanmasın
İstanbul, elyazması mahbubum
neşve neşve naz
alnımda şeref, yurdumda yaşmak
mahpus bakışlarımı süsleyen şehnaz
İstanbul
biçâre nefesime sığmayan vuslat
Şehr-i aşk
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş