usul usul bas gözlerime uyandırmadan içimdeki kızıl gölgeyi giy üzerine bir bir bildiğin kaç beter hal varsa…
yarım bırakılmış bir gülüştür çiçekleri öpüşüm gizli gizli terleyen ellerimi silişim…
Bir Çın tozlu bir rafın gözleri gibi şimdi yüzümüz bir kanla tanımlanır tüm geçmişimiz yıkadıkça ellerimize bulaşan…
buğusu silinmiş mimli bir iklimin sürgünüdür bakışım ne gerek var sanki silüeti kanla çizilmiş eğreti geceye…
ey mihri yar virane sözlerle süslenmiş mektupların neden noktaları çukur kadar derin virgülleri gözyaşı kancasıdır…
seni sağır kaldırımlara şiirledim sarhoş çiçekler açtı ayakta durabilseler toplayıp getireceğim sana…
hüznün gölgesinde kül renkli gül büyüttüm sana utansın istedim güneşimiz
nedir mektup külleri arasında dumanı giyip öylesi duruşun harf harf alevsin uçuşan kıvılcımlara teslim ettim mazimizi…
hayal yüzlü kız hangi tığ ördü yüzüne bu çelikten tülü gör ki yeniden açtı alevlerini kül tohumu bil ki gölgesi yok hıçkırığın…
iskeleti çıkmış gemiler bu liman mezar bu deniz toprak inkar mevsiminde raks edasıyla hicveder…
is çökmüş omuzlarına tan vakti İstanbul yakışmamış mavi gözlerine gri sürme gizle yüzünü ressamlardan efkarını şairlerden…
görmez misin ne beter bir çehreye bürünmüştür gün ışıklar kaldırıp yakalarını sırt dönüp…