Ne Mutlu Türküm

S Saadet Ün Saadet Ün
0 Altın Yaprak
Bu günlerde konuşulanları duyup, yazılanları okudukça kahroluyor ve büyüdükçe büyüyor korkularım. Oysa yarına dair hep bir umudumuz vardı. Nasıl olsa özlenen birlik ve beraberlik gelecek, bu güzel vatanın çocukları el ele, omuz omuza olacak, anaların gözyaşları dinecekti. "Yine başladı felaket tellâlı" dediğinizi duyar gibiyim. Yok, hayır size kızmıyorum çünkü böyle bir deyimi ben de kendim için kullanıyor sonra da "yeter, sus be kızım!" diyorum. Diyorum demesine de susmak ve her şeyi görmemezlikten gelmek yine de mümkün olmuyor. Deyin, ne derseniz deyin! İsterseniz önce "milliyetçilik" sevdama kılıf uydurun, isterseniz dini inancıma, vatan, millet ve bayrak sevgime. Ve deyin ki "bunun yaptığı münafıklıktan, şaklabanlıktan başka bir şey değil…" Deyin! Ki ne derseniz deyin susacak değilim, susmayacağım! Şimdilerde her kafadan bir ses yükseliyor ve herkes inancı doğrultusunda sözler edip inandığını savunuyor. Haklılar, herkes kendince haklıdır. "Ne Mutlu Türküm" diyen de haklıdır, buna karşı çıkanda… Durun! Hemen parlamayın. Elbette ne dediğimi kulağım duyuyor. Siz, önce ne söylediğime değil ne söylemek istediğime bakıp sonra yargı ve eleştirilerinize başlayın ama yansızca… Konuşmak kolaydır ve hatta er meydanına çıkmadan pehlivanım demekte kolaydır, sahte kahramanlıklara bürünmek de… Evet, korkuyorum. Ki eğer, tarihte "Hasta Adam" benzetmesi yaptıkları bu ülkenin ölmediğini aksine gittikçe sağlığına kavuşup dinçleştiğini, dimdik ayakta durduğunu görüp de bu ülkeyi yeniden hasta edip ve hatta öldürmeyi düşünenler yeniden meydanlara çıkmışlarsa (her ne kadar meydana çıkışları dostane görünüyor olsa da) elbette hem korkar hem de kahrolurum. Yorgunduk belki ama bu denli yılgın değildik… Çünkü yarınlara dair umudumuzu yitirmemiştik ve bu ülke uğruna canlarını veren o kahraman dedelerimizin torunlarıydık. Onlar ki kanlarını vatan, millet, bayrak uğruna dökerken sırt sırtta, omuz omuza değiller miydi? Var mıydı ayrı gayrileri? Ama o zamanlar milli duygular, milli şuur vardı. Millet vardı! Şimdi burada "Milliyetçilik Akımı" ve "Milliyetçilik" hakkında yazacak değilim. İsteyen (ben gibi) tarih kitaplarından ya da çağın teknoloji harikası olan internetten araştırıp, bilgi edinebilir. Ki zaten bilmeyenimizde yoktur. Şimdi diyeceksiniz ki; "Yeter artık, sadede gel" ve "Ne Mutlu Türküm" diyene karşı çıkanların neden haklı olduğunu yaz! Peki, sadede gelelim. Ama önce Atatürk'ün "Medeni Bilgiler" kitabında dediklerine ve 1924 Anayasası'nın 88. maddesine kulak verip sonra sadede gelelim. "Atatürk "Medeni Bilgiler" kitabında şöyle demiştir: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." 1935 yılındaki resmi tanımlamaya göre de, "ulus, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı yurttaşlardan meydana gelen siyasal ve sosyal bir bütündür." 1924 Anayasası'nın 88. maddesi ise şu tanımı yapmaktadır: "Türkiye halkına, din ve ırk ayırt edilmeksizin, vatandaşlık bakımından Türk denir." Elbette ki, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından, Türkiye'yi büyük bir pasta görüp bu pastadan pay almak isteyen ülkelere karşı yeni kurulan devletin bir adı olmalıydı ve din, ırk ayrımı yapılmadan vatandaşlık bakımından millet tek bir ad altında toplamalıydı. Yoksa "Türk" demeden "Türkiye Cumhuriyeti" nasıl olacaktı. Gelelim sadede; Hiç düşündünüz mü bir cümlenin sevgi ve bağlılık ifade ederken nefrete de sebep olabileceğini ve "Ne Mutlu Türküm" derken ırkçılığı yayıp, ırkçılıkla karşılaşabileceğini? Ve de bu cümlenin herkesi "Türkleştirmek" amacında olduğu inancının yaygın olduğunu… Oysa Milliyetçilik ilkesi, Türk ulusunun "bütün bireylerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak bir bütün halinde ulusal bilinç ve ülküler çevresinde toplamak" inancıdır. İşte tam da bu inanç üzere olmalı, atalarımızın uğruna can verdiği bu vatan toprağında el ele, omuz omuza verip yolumuza devam etmeliydik. Ayrıca da herkesin bir ucundan tutup kendine doğru çektiği din, ırk, ulus milliyetçiliği diyerekten ayrılmamalı, gizli güçlerin oyunlarına gelip plan ve programlarının istekleri doğrultusunda yürümesine yardımcı olmamalıydık. Ki, gizli ve aleni güçlerin ülkemize asla hükmü geçmemeli, bu millet tek yürek tek yumruk olmalıydı! Ve de "Ne Mutlu Türküm" derken Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak, Arap vs. demeden, vatandaşlık bakımından herkesi hem bu vatanın evladı hem de bu vatanın ev sahibi bilip sevmeliydik… Evet, yazımın başında da dediğim gibi; bu günlerde konuşulanları duyup, yazılanları okudukça kahroluyor ve büyüdükçe de büyüyor korkularım. Neden mi? Nedeni; gündemde olan "Kürt Açılımı" ya da "Demokratik Açılım" Yalnızca AB uğruna ve Amerikan'ın direktifleriyle gidilen bu yolda söz konusu açılımın ne denli bir çözüm olacağını düşünüyor, tökezleyeceğimiz ve Kürt sorununa çözüm bulduk derken de daha başka sorunlarla karşılaşacağımız korkusunu yaşıyor olmamdır. Ayrıca da Amerika'nın bizden neler istediği ve neyin karşılığı olarak bizim Amerikan hükmünü yerine getirdiğimizin bilinmezlik ve belirsizliğinden kaynaklanan korkularımdır. Ve nedeni; "Belirsizlik" ve bu belirsizliğin beynimde (belki de birçoğumuzun beyninde) yer ettiği "acaba?" sorusunun içimde büyüttüğü korkularıdır. En büyük neden ise; Vatan sevgisidir. Ve vatana gelebilecek olan zarar-ziya, talan ile gelen günün giden günü aratacağı korkusudur… 20.08.2009

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.