Gülendam

S Sadettin Kaplan Sadettin Kaplan
0 Altın Yaprak
Derler ki O ceylan öyle bir can ki Ne kement kâr eder ne vurulurdu Candan damıtılmış bir suydu sanki Can evine lüle-lüle akardı Baktığını alev gibi yakardı Cümle sözler erirdi bir sözünde Kimi zaman bir göl gibi özünde Döner dalgalanır ve durulurdu Bin bir sevda bulutlanır gözünde Bir damla yaş olur akıp giderdi Dantel gibi kirpiklerin altından Yavru ceylan gibi bakıp giderdi Bakarken ateşe yaktığı candan Kopardığı bir tek aşk çiçeğini Zülfünün teline takıp giderdi Umut emzirirdi murat vermezdi O şuh visaline berat vermezdi Ebemkuşağında aydınlanırdı Gözünün yeşili yüzünün alı Endamı yürüyen bir bahar dalı Bakışı sevdaydı gülüşü bela Her gören olurdu ona müptela Kâğıdı aşk mürekkebi can idi Kan ile yazılmış bir destan idi İşte böyle bir can idi Gülendam Bir âfet-i devran idi Gülendam Dedi ki Yıllarca mahpusta yatan Ömrünü bu sevda uğruna satan Bir zamanlar bıçkın olan birisi: “O yosma öyle bir vurdu ki beni Derman bulamadım derin yarama On beş sene demir parmaklıklara Tutuşan alnımı dayadım ama Soğutmadı hasretimi seneler Adını andıkça kor mengeneler Yorgun yüreğimi sıkar her gece Gülendam dedikçe özlemim arşa Boz bir duman gibi çıkar her gece Sahip olmak için o özge cana Sonunda elimi boyadım kana Gençliği uğrunda ettim de talan İşte şu titreme elimde kalan Varsın dokunmasın elim eline Dolanmasın kolum ince beline Şu fani dünyadan göçmeden önce Ecel şerbetini içmeden önce Gözlerim içse o sevda özünü Dünya gözüyle bir görsem yüzünü Son bir kez baksaydım o çağlayana Buncağız mutluluk yeterdi bana Bin ömürlük bir an idi Gülendam Bir âfet-i devran idi Gülendam” Dedi ki Elinde kehribar tespih Ağzında kehribar rengi üç dişi Eski efelerden yaşlı bir kişi: “O ceylan bir kere ağıma düştü Onu bir kadehe koyup içerdim Ne yazık en bitkin çağıma düştü Gayrı ne söylesem bunda kâr etmez Koç yiğit yalana itibar etmez Geçti sevdalarla ömr-ü hederim Şerefim üstüne yemin ederim İnsan sıfatında periydi yahu Ömrümde görmedim böyle bir ahu Gözlerinde kulaçladım deryayı Yüzünde uyudum nice rüyayı Bir baktı kınından sıyrılır gibi Öyle bir bakış ki lif-lif çözüldüm Etim kemiğimden ayrılır gibi Mahzun bakışına kanıp üzüldüm Eridim kar gibi bitip tükendim Paytonla gönderdim evine kendim Biz handık bir kervan idi Gülendam Bir âfet-i devran idi Gülendam” Dedi ki İlhamı kuru bir şair “Benim de sözüm var o güle dair Bir yalı köşkünde ve bir yaz sonu Bir dost meclisinde tanıdım O’nu Yaz-bahar ayında yayla gibiydi Gözleri çiğ düşmüş çağla gibiydi Gözlerimi gözlerinde erittim Buhar olup uçtum savrulup gittim Yarabbi neydi o bahar bakışlar Baktığı bahçeye gelmezdi kışlar Uzattım elimi merhaba dedim Gülümsedi yaprak gibi titredim Elim ak eline dokunduğu an Sandım ki tersine devretti zaman Elliydim on sekiz yaşa uyandım Tek bir el oldum da elinde yandım Hece-hece bölünmüştü saçları Birer istifhamdı zülüf uçları Zarif parmakları aruz ahengi Tırnakları keklik gagası rengi Kovandan görünen bir bal peteği Bir serbest müstezat idi eteği Saplanmıştı kulağına diş gibi İnci küpeleri akrostiş gibi Yarabbi öyle can öyle güzeldi Serapa sevdaydı beytü’l-gazeldi Ah o murabbayı tahmis için ben Hâlâ uğraşırım bilmem niçin ben Somaki mermere canla kazılmış Her harfi sevdayla kanla yazılmış Bin beyitlik bir divandı o peri Anlatılmaz bir civandı o peri Bence ruh-i revan idi Gülendam Bir âfet-i devran idi Gülendam” Dedi ki Hem kahır hem umur görmüş Gönül çilesini yüzüne örmüş Yaşı nineliğe ermiş bir kadın “Sanırım bunlara pek inanmadın Oku can evine yollayan yaydı O kadın değildi canlı belaydı Ne yuvalar yıktı yaktı ne canlar Söylemekle bitmez anlayan anlar O kadın kocamı etti divane Yirmi yıllık evim oldu virane Yaktı memleketi aşk alevinde Kocasız kocadım baba evinde On sekiz senedir kayıptır erim Beddua ederim isyan ederim Mutluluğum uçup gitti elimden Çözdüm umut kuşağını belimden Gözünden sokardım olsaydım akrep Yıllardır aradım kovaladım hep Bulsam ciğerini taşta ezerim Leyl ü nehar Leyla gibi gezerim Kırk kancalı bühtan idi o kadın Melek yüzlü şeytan idi o kadın Felekte bir fettan idi o kadın Civelek bir civan idi o kadın Gün görmemiş aydan idi o kadın Işıl ışıl zindan idi o kadın Alev dilli evran idi Gülendam Bir âfet-i devran idi Gülendam” Aylarca gelmedi bu işin ardı Görebilsem şu kadını ne vardı “Gönlüm kapalıdır fani güzele” Diyenin gönlünü çirkinler çele Ya bizi de çekse azgın suları Taksa gönlümüze sevda yuları Dönmese de hâlâ geçip gidenler Erermiş menzile murat edenler * * * Gördüm en sonunda o Gülendam’ı Gördüğü bunca mı yıkar adamı Ne erkek göründü bana ne kadın Ya Rab bu muydu o efsane kadın Dediği duyulmaz deneni duymaz Tiz bir tükeniş ki tarife uymaz Çökmüş sahilde bir taşın üstüne Sıçramış gövdesi başın üstüne Çevresinde kedi köpek sürüsü Gülendam ortada sefalet süsü Yüzünde yüzlerce barsak kırışmış Gözlerdeki korku kinle karışmış Beden beden değil patlamış balya Sıvanmış ağzına sümükle salya Belli değil sırtı ile ensesi Kahkahası sanki bir fren sesi Kızdı birden çamur gibi tükürdü “Git” dedi sandım ki bir köpek ürdü * * * Ey efsane kadın nerde Gülendam Yarabbi böyle mi bitermiş adam Dağlamıştı yüreğine bin ahı İnliyordu işlediği günahı “Çoklar”ın yüzünden çürüyen “az”dı Donmuş bir ağıttı ağlayamazdı Bitmişti defteri bitince konu Yazmıştı alnına en hazin sonu Yazmayan bir kalem idi Gülendam Bir ibret-i âlem idi Gülendam…

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.