Meğer el bagdat basra yollarında mihricana gidermiş biz gerdege girer gibi girdik zindana akasyalar çiçegini dökmüştü…
bırak ellerim teninin kadifesinde kalsın bırak gözlerindeki kor bedenimi yandırsın narın kırmızısında sevdanın karasındayız…
Belasına sevdalandığım bebek ağıt geldi topak oldu boğazda ağrı burgulandı canevimize kan kokusu anlımıza nişanlı…
hiçbir rüzgar tanıdık değil rotatifler soytarı antenler yalan kimse bilmiyor beni…
Zülüm yaşmağımda iri bir düğüm umut al bir nakıştır ihanetin ve kıyametin bilmezliğin ve bilmenin çılgın sevdası…
Deniz tadında tenin kordon boyunda bir kuşluk vakti Diyarbekir üzerine türkü söylemek zor be güzelim…
I Hayatı sinsi bir yılan gibi sürünerek götüremeyiz sararan ayvaya…
sen eğenin incisi yüreğimin ince çizgisi ışığını nerde yitirdin antik helen bilgeliğinden…
Onlar benden sahtiyan kırmızı ipekli ve futa alırlardı ben sedir ağacı ve kalay…
Aldırmaz bir bagbancıya düşmüşüm beni gözleri vurdu kaynagından sızan kan imbikten süzülen aşk…
gözlerinin mengenesindeyim sözlerinin yüreğim susuz bir toprak gibi çatlamıyorsa…
sevdim seni bahar kıvrak bir kısraktı uzattım ellerimi eline yüreğime inadının dikeni battı…
Acı o Asur heykelindedir Ayvanatta beyaz puşu sarkık bıyık bir filinta güzelliğinde durur…
saat kaç kaçı zamanın umurunda hiçle hepin ortasındayım eskimiş bir yüzde…