Lâmelif Gülü

T Tayfur Bulut
0 Altın Yaprak
I. Aliyona; Fetret devrini mi yaşıyorum yeniden Korkulu bakışlar, hiçliğini sunarken dudaklarıma Ben hangi cesedi gömüyorum yüz yılık cananıma Ey güzellik ülkesinin padışahı! Ey temenni vuslatının yaranı! Hangi mühür sahibini arıyorum dürr-i kelamında Hangi esamiler okunuyor kutsal kitabında Kanla sulanan gül, gamlı bakışının esiri çoktur Kesret de vahdet de sensin Aliyona Naif bakışın kimleri katmadı ki sayrılığına Kimleri kametine elif diye kandırmadın ki Yokluğum da varlığım da sensin Hikmetim de cehaletim de sensin Şiirim de, şairim de sen Lâm da sensin, elif de sen Lâmelif gülü söyle nasıl dayanırım hicranına Âsitâne; Seni görmek, seni sevmenin ilk adımıdır, ilk eşik Payitaht makamında söylediğim ilk ezgi Kulağımda yankılanan ilk nağme annem ve sen Toprağına sürülen ilk zafer sevinci Yaşlı gözlerindeki ilk çizgi, ilk kırmızı nümayan zamansız ölümlerden geriye kalan Kimler söyler seni, kimler yazar miladıma Ben yoksunum senden, ben mahzunum sensiz Eskidenmiş uğrunda ölen sevgililer Şimdi başka dillerde yankılanır nidası aşkların Bense başka tümceleri koynuma alıp saklarım Başka, hep başka alınlarda yaşarır secdem Kollarımın eski mecali yok, saramaz artık seni Yeniden beklesem de gelmeyecek o yokluk günleri Ne sen eski sensin, ne de ben eski ben Kayıtsız yaşanılan kum saati günlerdi Dokunulası yüzün yeni iklimlerde kirlendi II. Bizantiya; Kafi bir kelime, kefa bir cümle velayet edemez sana Şairler de doymadı aşkına, şehitler de Ben acizim senden, daha çok sana mübtela Mehmet, Fatih, Fazıl, bir Kemal ile zikretmiş adını Ne söylesin şimdi dil-i nadanım sana Sen başla öyleyse sevgililerini anlatmaya Sen sun peymanelerde zehirli meylerini Bizantiya, Lâmelif gülüm, yoksun ve yorgun azizem Anlatamam şimdi hayalimdeki seni , güncemdeki visali Yalancı güllere göster gerçek misali Yüz yıl oldu, yüz nağme, yüz Leyla, yüz Mecnun Unuttun mu Keyhüsrevi, Muaviye ve Beyazidi Çok zaman bekledim, sonra bir yağmurla indi lalin Kılıçlarda gösterdi kendini muhteşem hilalin Belli ki sevdadır bunun adı, belli ki Eyyüb Ensarin Yangın gecesi gökyüzü, Münadiler Bizantiya İsmin okundu dillerde, nidaların can verdi orduya Dönerken yolundan bir zamanlar mektuplar Herakliyusa verildi işte dosdoğru yanıtlar Senin mülkünde içildi şehadetler ve şaraplar Sende galip geldi cümle belalı aşıklar Konstantina Bir Rum kızı, bir Acem dilberi nahvet Başımdan aklım gitti, gel de şimdi sabret Kavuşmamız mümkünsüzdür bilirim Ben yolcuyum çünkü, sen nedense hep hancı Kulağımda yankılanır durur Konstantina, Konstantina Bu da benden sana okunan, son hüzzam şarkı Lâmelif gülü, ince sızı Sensiz sürecek ömrüm büsbütün anlamsız Nilüfer açar, gül solarım amansız Unutulmaz bir sevgili daha bırakacaksın ardında heyhat Suya hasret sularda yakacaksın bütün mezarları Hançer bakışlı lâmelif gülü Yaşayacak sende bin bir diriliş, bin bir ölü Konstantina saray cariyesi, İmparatoriçe Thedora Nice sırlar küllenmiş kalbindir Ayasofya III. Vizendovina; Zannetme ki her şey göründüğü gibidir Her ağlayan gözyaşı dökmez oysa Vizendovina, evrenin istiridyesinde inci Bütün şehirlerin etrafında döndüğü gezegen Minareleri ağlayan ülkemin asi ve sufi çocuğu Öpülesi alnında galata, içimde med cezir Kız Kulesinden süzülürken boğaza şöyle bir Resmin çizilir kutlu sayfalara Ve nazenin bir güldür sende lâmelif Kuşlar uçar göklerinden aheste, akşam ve seherde Gül yağar yağmur yerine deste deste Vizendovina, uygarlığım, garbım hem şarkım Biz ki ölümsüzlüğe eriştik sende Uzayıp gider böyle, bu kıssayı aşk Bu nağmelere de kulak ver vizendovina Kelimeleri tükettim senin için işte bak Söylemiştin ya, dudaklarım aşk derdine çaredir İsmim dilde merhem, gönüllde yaredir Niçin girdin gönlüme ey lâmelif gülü Suların tuzlu, bakışın hâredir Şehr-i Âzâm; Ey hiçten var olan, her şey Ey Katre katre tefekkür, damla damla hayal Henüz sermedim tarihi ayaklarının altına Kavgaları, yangınları, çarmıha germedim Semalarında yankılanırken ezan ve çan Kardeşlerin ; Beyrut, Bağdat, Kudüs ve Şam Ve sen zindanda açan lâmelif gülü Şehr-i Âzâm Sevinci de, hüznü de nalan Gözyaşı yağmurum, Yakubum hem Züleyham IV. İstanbul; İstanbul, masallar diyarının efsunlu sarayı Tanrının nurdan yarattığı melek kanadı Beyoğlu , Üsküdar , Anadoluhisarı Kafdağı Gül tütsülü boğaziçinin, gamzeli güzeli Buselik makamında söylediğim ilk ezgi Dudağımdaki lâm ve elifin küllenen ateşi Ayinlerimi sunduğum eflatun kanatlı simurg Mumdan şileplerin mahzenindeki yıllanmış şarap Göz kadehimle her an seni yudumladım Çünkü ebedi sevgilimsin, ab-ı hayatım Köle diye mi sattılar ruhumu sana belada Artık uğramayacak mı şehrayinler toprağıma Bir şairin kaleminde kifayetsiz kaldı artık adın Ölümsüz bir cennettir, minyatür bakışların Muamma bir şarkıda kayboldum doğrudur Esrik sevgilim, Lâmelif gülüm Bu sana söylenen son mısramdır , son fasıl İstanbul'um İstanbul

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.