Susmaktan Çok Yoruldum
T Tuba Özdemir
0
Altın Yaprak
Susmaktan çok yoruldum.
Artık bildiğin sesler hatırına konuş dilim...
Vakit gecenin yarası…
Gözümü açtım aydınlı niyetinde.
Gündüzlere sığmayınca, geceyi kabullenir oldum.
Gecenin en karanlık yerinden yarınlara aydınlıklar
biriktirmekti amacım.
Aydınlığı gecenin zifiri karanlığından biriktirmek,
yarınlarıma karanlık ekmekti.
Bildim; ama kulak ardı ettim.
Ve geleceğimin portresine kara bir çerçeve biçtim.
Bir ölümün ardından tutulan yaslara hep siyah eklenirdi.
Ölü siyahla uğurlanırdı.
Ben hangi yanımı öldürmüştüm,
hangi yanımı her gün öldürdüm de
bu denli siyaha büründüm?
Oysa tüm bildiğim siyahlar aynı beyazla kurşunlanıyor.
Ve cesedi hep beyazı gölgelenmiş bir kefenle son buluyor.
Bir bir yok oluyorum.
Yokluğum giderek "faili meçhul"lere sığınıyor.
Kalabalık bir sokak ortasından,
günün en aydınlık anında vuruluyorum;
ama nedense tutanaklarda sadece
"faili meçhul" kalıyorum.
Pılımı pırtımı toplayıp saniyelerin gözüne çarpıyorum
hece hece yalnızlığı.
Saliseler geçiyordu üstümden, kruvazör niyetinde.
Zamanı öldürmeye yelteniyordu içimdeki akrep.
Oysa yirmi dört saatten yirmi dört yaraya ulamıştım dünyamı.
Yirmi dördü de içimi yaktı…
Bir bedende bir düzineyim Asrevya.
Bir ruhta bin…
Oyuncaklarla yaşama gülümsemek için
geç bir zaman artık.
Şimdi cümlelerle oynuyor beynim.
Bu oyunda hep düşüp kalkıyorum.
Her yanım yara bere…
Her yanım vurgun…
Tehlikeli bir oyunda ölüm kalım savaşı vererek
mutsuzluk diziyorum.
Dizgim hatalı, harflerim kırık…
Kelimelerimin kapısı aralı…
Her an yazıya dönüşmeyi bekliyor içimdeki ses.
Ne konuşacak kadarım ne de susmaktan yanayım …
Kendime tek muhalifim ben.
Tezatlardan tezat beğenmem kendime.
Kendim varken en karşımdaki bile yandaşım olur.
Bana karşı ben savaşından ölüm aklar beni.
Ki hangi yanımı tutsam ölümün kucağıdır zaten.
Bir savaşsa yamaçlarımdaki,
biri yok olmalı biri kalmalı…
İkisi de benim…
Bana karşı ben…
ya ben ölücem ya da yine ben…
bir yanım sadece sağ çıkacak bu mübarezeden.
Ölüm ardında,
ölüm tadından koşturup duruyorum
Yok, mu musalla suretindeki kelimelerden tabut ören?
Anlamı uzun olan bir cümle bulanıklığıyım.
Hangi kelime beni özetleyebilir ki?
Hangi dil lisanımı konuşur?
Ne demeliydi ki içim bunca yanmışlığı üzerine?
Herkese ve her şeye rağmen yalnız değilim
yalanının ardına saklanıp
koyu bir yalnızlığı yudumladığında,
ne söylemeliydi?
Onda acıyı dem tutturan hayatına mı kızmalıydı?
Ya da bitmez tükenmez ağıtları mı diline dolamalıydı?
Kimden başlamalıydı ağıt yakmaya?
En suçlusu kimdi bozulan hayatımın?
En suçlusu gidenler miydi?
Gitmeyip acı çektirenler mi?
Bir bilinmezlik üçgeni arasından oradan oraya savruluyorum Asrevya.
Kendime sorduğum soruların bile
cevaplarını bulamıyorum.
Aşikâr değilim.
Hafi bir ömrün kalıntılarını taşıyorum.
Yine ben mi suçluyum Asrevya.
Yoksa tüm konuşmalarımı çalıp bana sadece susmayı bırakanlar mı?
Payıma bir son yazılmış.
Ne kadar didinsem boş …
Öyle geçti ki vakit.
Sen bile kurtaramazsın artık beni.
Sen bile yarama merhem olmazsın Sen bile…
Oysa hep senden sanmıştım acılar.
Yokluğunla varlığın arasında sürüp giden ömrüme.
Bir yok olup bir de var olduğunu ispatlamak adına
yollara düşmüştüm.
Bilmeliydim ki tüm şüpheler,
tüm ispatlama düşleri varlığın olunca oluyordu.
Geç bir zaman.
Git desem gitmezsin belki şimdi.
Ama gel desen ben de gelemem.
Her şey için geç
Yoruldum adına düşler biriktirmekten.
Harflerin kalemime dolanmasın artık…
Ki adımı unuttum adını yazmaktan…
Yorgunum
Sana susmayı kabullenecek kadar…
Geç bir zaman.
Artık düşme satırlarıma.
Ki sen satırlarıma düştükçe ben acılara düşüyorum…
Ki sen yazılınca ben siliniyorum
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş