Garip Osman

Y Yurdagül Özay
0 Altın Yaprak
İstanbul'un içi başka dışı başkadır Bir yanda alın teri yoğrulur Diğer yanda pembe düşler gecelere doldurulur Aslında gariban yatağıdır çoğunluk yokluk lezzetinde Bir buğu gibi tüter varoşlarda Ve bütün yoksulluğun lezzeti Gariban Osman'ın teninde Aradığı da çok değil aslında Karnını doyuracak kadar bir iş Avuç içi kadar şuncacık barınacak bir dam Ama nerede Osman kepçe İstanbul kazan Sabırla bekler durur "bozar elbet" der Bir gün bu yazıyı yazan Garip Osman bütün hayatın yükünü almış omuzlarına Yüreğinin alevinde erir gizli gizli Bildirmez yaş mı ter mi gözlerindeki İstanbul'da ufuklar hep sisli güneş yaralı gökyüzünde Bulutlar çığlık çığlığa Geceler bile Osman 'a bakar da İsyan eder karanlığa verir öfkesini Ama Osman mağrur Çeker alır yüreğini geceden usuldan usuldan İstanbul acıyla bakar açlığa sefalete Sonra bir de umursamazlığa bakar Utanır insanlık adına utanır çağın adına Ürperir kendi karanlığında Osman'ın adına Çünkü çaresizliğe açılır Osman'ın çaldığı bütün kapılar Soluğunda umursamaz bir açlık kokusu Büyür büyür gider alınganlığı Susar belirsiz İstanbul gecelerinde Belirsiz geleceklere susar Bir tek İstanbul duyar Osman'ın sessiz çığlıklarındaki isyanı Bir tek O duyar Ömrü yıkıntılarla doludur Osman'ın Ve hayattan alıp alacağı da zaten bu dur Kimi zaman kendini arar Kimi zaman kendinden kaçar Her gece ölür her sabah yeniden dirilir Acıyla buz kesen tenini Hep gecelerin karanlığıyla ısıtır Sürer kaderini toprak misali Biçtiği de hep ömürdür hasat zamanı Oysa "Osman" dendi mi fırtınalar hırçınlaşırdı "Osman" dendi mi bulutlar karışırdı "Osman" dendi mi köyün eli ayağı dolaşırdı Şimdi ise namussuz geceler Gelir çöker Osman'ın yüreğine Nasıl neresinden yakalar efkâr bilinmez Bir kahır çöker ki sorma gitsin Acıları derinleşir Yaratana sığınır İstanbul'a sığınır İşte İstanbul'a sığındığı gecelerden birinde Yine elleri bomboş dönmekte Hemşerilerinin kaldığı yere Kuş tüyü bir kar atıştırmakta İstanbul ıssız karanlık kurşun sıksan geçmez geceden Üstelik yüz vermez Birden bire canavar kesilir arkasından fırtına Osman sığınır kuytu bir saçak altına Evcil bir kedi gibi sokulur karanlığa Gece uzadıkça uzar gece coştukça coşar Savrulur karlar savrulur dört bir yana Gömülür Osman'dan geri kalanlar Gömülür karlar altına Bir tek İstanbul bölüşür Osman'ın ölümünü Utanır insanlık adına utanır çağın adına Daha dün şuracıkta Bileğinin gücüyle alın terini karıştıracaktı Çıkaracaktı ekmeğini Osman taştan Daha dün şuracıkta

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.