Ben Babayım

A Abbas Aksakallı
0 Altın Yaprak
Erken geldim dünyaya Erken tanıştım yoklukla, açlıkla, Acının en alasını tattım Daha çocuk denecek yaşta Neme lazımdı anasını sattığımın dünyası On sene onbeş sene sonra gelseydim dünyaya Ne gerek vardı bu kadar sızlanmaya Eyvallahım olmazdı kimseye Belki babam olurdu yanımda Saçlarımı okşayan Bisiklet ve oyuncaklarla dolu bir dünyam Para biriktirebileceğim bir de kumbaram Olursa bir de ev damı akmayan Arada bir sıcak çorbası kaynayan Bunlardan hiç biri olmadı Ne sıcak bir yuva Ne süslü bir bisiklet Ne oyuncaklarla dolu bir dünya Ne para veren büyüklerimiz Ne nazımızı çeken sevenimiz Babam harçlık bile vermedi bana Biz onu kaybettikten sonra Verdiler bizi bir yetiştirme Yurduna Henüz yedi yaşında 1970'lerin başında. Başımızda elleri sopalı iri yarı adamlar Beklerdik yemek sıralarında Banyo sırası, temizlik sırası, Kimin kulusun, kimin ümmetisin? Ardından gelirdi dayak sırası Nasıl unutabilirim? Daha geldiğimin ilk günü Yediğim dayağı Yarı açık cezaevleri gibiydi Gardiyanlar başımızda Etütlere girerdik Ders çalışırdık sözde Serum hortumlarından yapılmış özel coplarla Ne kadarda güzel yaparlardı Bize de öğretmişlerdi saç örgüsü gibi Eline vurdun mu birinin Beş gün izi kalırdı. Dayağın çeşitleri bile vardı Tokat, kemer, cetvel, cop, sopa En sert tokat Şamil Muhtar'dan gelirdi Ali Şan Osmanlı Tokat'ı atardı Vurduğu gibi iki seksen uzatırdı. Sanki bir yarış vardı İkisinin arasında Akşamlar başlardı hüzünlü, sessiz Ve ağlamaklı, anne-baba özlemiyle Zifiri karanlıklarda sevdamıza, Hayallerimize gem vurulurdu Tutsak şarkılardı dilimize düşen İçimize tuzak kurmak kolay Arkasını ispiyoncular getirir Hiçbir şey gizli kalmaz Sorgusu yapılmaz yargısız infazlar başlardı Dayağı yiyen de arabesk takılırdı. Yaz mevsimini çok severdik Soğuklara inat güneş Disiplin yerine serbestlik Okullar tatile girince etütler biter Disiplin biraz daha azalır, Mutluluğumuza diyecek olmazdı. Kur' an kurslarındaki falakayı saymazsak Kaç kere yürüyemez olmuştum Şişkin ayakların ayakkabıya sığmamasından Bir de saat başı yoklamalar yok muydu? Askerdeki içtimalar gibi El, ayak muayenesi, tırnak ve saç bakımı derken Başlardı mıntıka temizliği Gün yüzüne hasret kaldığımız olurdu Bir ziyaretçimiz gelir mi diye Saatlerce cam kenarı beklediğimiz Bazen müdürümüz, Sevindirirdi bizi bir baba edasıyla; "Çocuklar hafta sonu pikniğe gidiyoruz" Tatlı bir telaş kaplardı içimizi Sımsıcak tuhaf bir sevinç İple çekerdik o günleri Hazırlık başlardı bir hafta önceden Herkes bir şeyler bulurdu oyalanacak Zevklere göre oyuncaklar seçilir Kimi bilyelerini, kimi sapanını, kimi topunu, Kimi de olta takımını hazırlar Ben ise bir teyp bulmak için uğraşırdım. Kimi de hüznünü yanında taşır Kimseyle konuşmaz herkese küserdi. O'na göre herkes bir suçlu idi Okumayı çok severdim bu yüzden Okuyordum da her dersim pekiyi Aferinler dağ gibi Ama azalmıyordu içimdeki sıkıntı… Ne olurdu annem yanımda olsaydı Babam elimden tutup gezdirseydi Karnemde varsın zayıflar taşısaydı En çok etütlerde koyardı bu istek Nöbet gibi gelirdi insanın aklına Sessizlik hâkimken ortalığa Kırlarda koşardık uçurtmalar ellerimizde Bisiklet yarışı yapardık Mor binlikler ceplerimizde Sonra da büyürdük Büyümenin keyfini yaşardık doyasıya Ve özgür olabilmenin Ama ne olursa olsun Zengin olurduk en kral arabalar altımızda Korumalar pervane etrafımızda Aşkı yaşardık en delisinden Belki mutlu son bazen de öldüresiye En kötüsü çok kısa sürerdi mutluluğumuz Hayal olduğunu gerçeklerden kopamayacağımızı Ya dayak yerken, ya küfürlere katlanırken, Ya yemek sırasında beklerken, Ya buz gibi bir banyoda titrerken, Ya da çorapsız yırtık bir ayakkabıyla Okula giderken… Okulda herkes bir şeyler alıp yerken Gizlice onları kollar Ellerinde simit poğaça artık ne varsa Kaptık mı kaçardık Tutabilene aşk olsun. Ama en iyisi Necati gibi Güvenebileceğin bir arkadaşın olsun Sırtını dayadığın zaman duvar vazifesi görecek Bir gün hiç unutmam Okulu kıracaktık Para da vardı cebimizde Biraz özgür kalacaktık Canımızın çektiği ne varsa alacaktık, Yetmezse paramız aşıracaktık. Okul nöbetçisi çıktı karşımıza Bırakmak istemedi bizi, Nöbetçiye vurduğu gibi yere düşürdü. Okuldan kaçmıştık, Ama ertesi gün dayağı yiyen biz olduk. Yine de göğsünü gere gere "Ben yaptım Arkadaşımın bir suçu yok" dedi. Alışmıştık zamanla her şeye Evimiz olmuştu artık koskoca yurt Arkadaşlar kardeşimiz Yardımcı kadınlar annemiz Öğretmenler ağabeylerimiz Müdür babamız Dövseler de sövseler de Biz bir aileyiz Vaktimiz bile olmazdı düşünmeye Anne baba yokluğunu Zaten değmezdi kafa yormaya Yetmezdi onları geri getirmeye İsyanımı çok gördüler Sırtımı sıvazlayıp şükret dediler Hep bu politikayla sömürdüler Yetmedi ne şükür ne sabır İçimiz dışımız kahır Suç bizde mi yazanda mıdır? Şimdiyse aradan yıllar geçmiş Söyleyin değişen nedir? Ben yokluk çekip sefalet gören Ben çalışıp azla yetinen Ben ben ömür boyu anası ağlayan Ayakta durmak isterken çelme yiyen İki çocuğuna gün gösteremeyen Bir babayım ve ağlamaktayım. Yeter artık değişsin kaderim Hiç olmazsa gülsün çocuklarım Ben yine ağlayayım. Ben taş değil, bir babayım

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.