Yangın Kokusu
A Aleyna Yıldız
0
Altın Yaprak
Korkusuzca söyleyemedigim bir isimdi gençliğim...
Uzak diyarlarda akşamdan kalma mutluluklar,
karanlık gecelerden şafağa çıkaracak kadar
umutlar olurdu heybemde...
Bir otobüs camından bakar gibi baktım gençligime,
çekip gittim sonra.
Geride duman,
geride çamur,
geride is kaldı.
Bir yangındı gençliğim,
geride kül kaldı...
Yüreği aşk'a susamış mecnunlar gibi kuşanıp kara günleri,
sözlerimi toparlayip geldim işte aşkın mabedine...
Kararmış çehreler gezinirken gözlerimde,
utangaç bir şefkat oldu giyotin yırtığı ellerim.
Kelimesizliğimden kalma bir lal'in agırlığıyla çaresiz kalırken dil,
geveze bir suskunluk oluyor dünya.
Gökyüzü ağır basıyor yalnızlığa,
mevsim bahara dönüyor...
Topraktan buluta çaresizlik,
buluttan toprağa rahmet yağıyor...
"Ey ask! Aşırılığımı çok görme!
Ben başkalarında kaybolmamak için yar'in bakışlarında kaybolmak istedim!"
İçim de kabuslanan bir şehrin düşünü kuruyorum nicedir.
Cildi çatlamış yeryüzünün genç kalan gözlerinden bakarken umud, sura üflenir gibi üflendi kulağımıza naçar kelimeler...
Artık çığlığa dönüşen bir kelime oluyor AH!
Bir AH'la yıkılıyor gurur padişahlarının saltanatları...
Kinimizi bileyleyen öfkenin kızgın ateşi yakarken avuçlarımızı,
öfke harlanıyor, pervasız dünyanın umarsızlığında...
"Ey çocuk! çığlığını uzun tut...
Belki uzak denizlerden bir martı eşlik eder bileği kesilmiş çaresizliklerine"
Ben hayatın iç burkan tınısında yakaladım seni...
Hüzünlü yarınlarıma dokunan gözlerin gibiydi hayat!
Biraz mavi, biraz yeşil ve çokca siyah...
Yara almış çığlıklar gibi şimdi sesin...
Kalbimin boşluklarında çınlıyan...
Belki biraz huzurdun, belki biraz sevinç...
Ne değeri var söylesene!
Göçtüyse AŞK sonsuzluk ülkelerine?
Yaşamayı bilmeyen kalbime inat,
sade yazmayı bilen bir kalemim var...
Her gün alıp başını gidiyor aklım uzak iklimlere...
Kalbim kalıyor yine sınıfta...
Tenime değen rüzgar kalbimi üşütüyor...
Ayaklarım prangalı,
tutsak bir cografyanın mazlum savaşçısı oluyorum...
Acı benden yana, mazlum benim...
Aşk uzak bana ama mecnun benim...
Zulümdür burkan yürekleri, çığlıklar benden yana,
sükutu içen benim...
Eğilip kalbime; kalbim diyorum!
Ey kalbim! Neye borçlusun bunca kırılganlığını...
Sade gitmeyi düşündüğüm şeyler erdemleştiriyor kalbimi...
Erdem en çok gitmelere yakışıyor...
Nisan...
İlkbahar...
Istanbul bu mevsimde en sıcak günlerini yaşıyor...
Ben hala hiç usanmadan ve hiç ısınmadan üşüyorum... Gitmeyi düşlüyorum...
Sanki gitmek üzerimde en güzel duran kıyafet gibi...
Sanki gitmek...
Ölmeyi biraz olsun başarmak gibi...
İçimde müzmin bir acı, çekip çıkarıyor kalbimin öfkelerini dışarıya...
Bitimsiz ve gereksiz gözyaşlarım öfkelerimi törpülüyor...
Sakinim bu defa...
Umursuyor ama gülümsemiyorum.
Gözlerimdeki anlamsız bakışları kimse anlamasın istiyorum...
Konuşacak kelime yok lügatımda,
anlatacak hal kalmadı lisanimda...
Dilim asra and içerken,
inşirahlar diliyorum kalbime...
Ve ey hayat diyorum
Ey hayat! Bırak yakamızı...
Halimiz, hal-sizliktir.
İşe yaramayan mutlulukları neyleyim...
Doğuştan hakim olmuşsa yüzüme hüzün?
Bilirim karanfil kokulu yağmurlar getirmez seni bana...
Onulmaz avuntularıma bahar bulaştırma!
İşte yine yangın kokusu...
İşte kalbim..
Ve işte kendim...
Bahar geldi...
Ben hala üşüyorum...
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş