Ağıt Ve Tufan
C Cengizhan Konuş
0
Altın Yaprak
ellerin sanıyorum rüzgârı saçlarımı karıştırdığında
Kahramanı olmayan hayatın kıyısında
ağlayarak kasten ölünmüş kimlikleri ezberlettim sesime.
Her kavgada vurulan bendim.
Ceset ayinlerinde kurtlu dualara amin derken
elleri paslanmış beklentilere sarıldım.
Ateşe yazgılıydı son sözlerin.
Anlatmak her şeyin bedelini üstlenmekti;
susamadığımdan yitmeyi yeğledim.
Akıl bozdum hazana.
Gidenin ardında kalandım,
kalanın ardında susan değil dilsiz bir yalandım.
Reva mı bu düş yerinden kırklanan şiir repliklerini
suç unsuru diye gülüşüme yaftalamak?
Adımladığın yolun solundan türetilmiş yolculukta
feci bir düş kazasıyla ölürken haklı mıydın?
İyi niyetini soyunup kan kardeşliğini bırakmış bir adamın
sokak aralarında kin kusarak susmasının anlamını
anlamlandıramam.
Acıyla kavrulup külle yıkanmış aşkın feryadı mızıka sesinde
boğulurken aklını yitirmiş deliye yalan söyleyemem.
Aşkın vatan haini diye yaftalarken öfkesi dinmemiş kalbimi,
soyut resimlerde karanlığımın türbesinde uyudum.
Göz kapaklarım yağmura emanet.
Uyudukça uykusuzluğumun dinçleşmesini diledim.
Kibar bir dille ağlamak dururken
kaba saba küfürlerle ıslattım
ak düşmüş saçlarımın erken karlarını.
Bu veda yetmeli bize.
Öylece kalıp ömrümün sana kalanını beklemek zor biliyorum.
Ama susmaktan ölmek aklıma bile gelmiyor.
Toprak kardeşliğine uzandığından beri bedenin,
suyla arındırılmış mevsimlere söz veriyorum.
Oyunbozanların sahnesinde saati ölüme kurulmuş bir
bombanın tik tak'larını dinliyorum.
Kefenim cebimde. Hazırlan saçlarına sonbaharlar sürdüğüm!
Bekle yağmurdan önce kokusunu duyduğum!
Ömrüme iliklediğin son nefesini vermeye geliyorum.
Azrail'e bırakıp senden sonra yaşa/ma/dığım her an'ı,
kalbinin durduğu an'a gözlerimi kapamaya geliyorum.
Bu alçak sesin yüksek perde susuşu benim ya,
kollarıma bıraktığın hasreti sarmaya geliyorum.
Yine yangın avazı sesimde.
Ortadan çatlamış kalbin tek hamlesi aşk.
Bulvar dönemeçlerinde dirilen yalnızlığın ahmak susturan
yağmuru gözlerimken dillendim yalnızlığa.
Apoleti söküldü meleklerin.
Rütbesiz yaslar yakılmıyormuş meğer.
Yanağından kan akan hikâyedeyim;
ağlamak gelmiyor içimden.
Dillen dillenebildiğin kadar,
eylülüm ağlarken seni duyamıyorum
sesimi kırıp boğazımda kalan suskum.
Toprağa verdiğim bedenini yaşlarımla yıkasınlar da,
bir şair kırkın çıkmadan yazarken seni
kırılsın kalemi kırk yerinden.
Bir şehrin orta yerinde İstanbul yetişemezken aşkın imdadına,
sensizlik güncesinin her hecesinde yokluğunu üstlendim.
Niyetin akıbeti yalnızlık işgalliyken akşam seferli bir
yolculuktan geri dönemeyeceğini bilemedim.
Ecele acelen vardı; bu yüzden sana yetişemedim.
Hadi kan durdur gözlerimde.
Şarap kızılı ayrılığın dönemeçlerinden dönemesen de
kalmayışına kadeh kıralım.
Senden kalan derman çekilmeden dizlerimden ve karlar
kalkmamışken omuz başlarımdaki meleklerin saçlarından
birlikte ölelim.
Herkes kendi yalnızlığından mesul derken kirpikleri toprağa
batmış adam, ölmeye meyil vermişlerin bedeninde ölelim.
Korku odalarının cesaret kırıcı kokusuyla iliklerimi boşaltırken
tozlu kanepelere uzanıp kalışımı erken saatlere sakladım.
Üzgünlüklerimi parmaklarımla taradım saçlarının yerine.
Gecenin affedilmez zulmeti zorladı nefesimi;
aklımın perdesini yırtar gibi.
Dakikalarca karanlık, günlerce gece birikti ömrüme.
Gittiğin yoldan dönemeyişinin hesabını nasıl vereceksin
Münkir ve Nekir'e?
Seni ağıt gibi severken, tufan gibi yığdım kirpiğime.
Kalk ve daha güzel özle beni.
Çekmecemde biriktirdiğim özlemine ne ateşler yaktımda bir
ben yanamadım.
Bir ben solamadım bahçemde hazana durmuşken vuslat.
Kangren yaraların azan merhem çığlığı aşkına!
Kalk ve toprağa düşürdüğün yüzümü gölgene sürerken yetim
kalan anneliğimi sürükle gövdene.
Yattığın mezar içime uzanmışken boylu boyunca,
kim söyleyebilir benim bir ölü olmadığımı?
Ayaklan ve kaldır içimden adını okuduğum mezar taşlarını.
Matemi yaşanmayan aşkın asisi olunmazken,
salası okunmayan ölümlülüğü hangi naaş kabullenebilir? Gözlerime diklen ve susma.
Etime batan kamburumla yürüyemiyorum.
Ayaklarıma saplanan dikenlerin yerine kor haleleri
döküyorum avuçlarına.
Sessizsem eğer kanımın içime damladığı yerde ve dilimi
ısırarak susuyorsam aldırma.
Denizin vurgunu süt limanken bilinir.
Saçlarımı yolarken ayazda ruhuma üflenen mumu kim
söndürebilir?
Soldan kaçıncı ayrılığa dönerken cümleler susmuştu yüzün?
Yıkadım parmaklarının izi kalan yüzümü kirli yağmur suyuyla.
Terk etmeye amade kokunu rüzgârla sürükledim peşimden.
Peşinen kabul edilmiş üzgünlükler satın aldım eskicilerden,
taksitleyerek düşlerimi hayata.
Çok kullanmaktan eskimiş gözyaşımı değiştirdim yenisiyle.
Artık hazırım sana ayırdığım vedalara.
Ağıt ve tufandı sen giderken:
Gelmezsen bu kez ben öleceğim tıpkı senin gibi.
Alın yazısı gibisin.
Kaçış yok;
yaşanacaksın!
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş