Eylül'de Mehlika...
C Cengizhan Konuş
0
Altın Yaprak
ateşin öfkesi kabardığında
her an yaşlanmış bir gölge yalar ruhumu
tülbente sarılmış kadınlara hayranım
süt kadar aziz
su kadar kirlidir kaderleri
göğsü parlıyor terden mehlikanın
ay ışığına yaslanmış dalların gölgesi
sonsuz ecelin kinayesi ellerinin dansı
alaturka dansın ritmi parmakla sayılmaz ki.
ilahiler seslendiriliyor damlarda benden habersiz
tanbur ve tef çınlıyor hücrelerde illa
geçtiğimiz her ses şeytana nefes
sarılıyor dağlar ırmağın kefenine
kara kediler pusuda -güvercin kanadına-
nevrotik sevmelere ayan
duvara karşı kurduğum aynalar
kırbaçlanmış sırtımda haçlıların atları
dinlendiremiyorum içemediğim zehri
her adım binlerce ses
her karanlık binlerce adım
yaklaş ve uzaklaş
yolun sonu cinayete çıkıyor mehlika
güllere yakılmış ağıdı kutsarken buldum kendimi
gülleri yıkayan külü serperken azrail
yutmadım
uyutmadım
tutmadım canımı
azar azar verdim son nefesimi
şimdi ben azrail'e işkence mi çektirdim?
yaşamı alkışlayan insanların gözünde
-ölüm kurtludur-
kutlanmış bir şehveti yaşamadık sayarken
leş kokan ağızlardan intihar içtim
daha dündü
daha geçmemiştik mezarlığı yalın ayak
daha öykü yazılmamıştı
geceydi, ağlarken buldum seni
elbisen yırtılmadan çıplaktın
kirpiklerimle örtemedim
ne seni
ne de terden parlayan göğsünü
mehlika
yılanla kavilleşilmez
aşka kasem verilmez
yol üstü uğrama kalbinin mescidine!
nasırlı düşlerin en geç geleni akşamdır denizde
vapurdan sonrası erkendir lodosa
ayarsız bakışlar martılarınsa
bir simitin mübarekliği neye denk?
ten kadar ayan
libas kadar üryan
herkes sevgisine
yol yakın, yolculuk uzak
gidebilsen demir bükülür, ateş söner
dolunayda uluyan kurtlar çakallara boğulur
eylül....
gittiğinde dönebilememenin peşin halidir...
yine öleceksen eylülü bekle
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş