Siyah Adamın Günlüğü
C Cengizhan Konuş
0
Altın Yaprak
Vakit denizdi.
Deniz geceydi.
Tik tak tik tak…
zaman: asabi bir adam çığlığı.
Yankısı yok.
Işığın önünden geçen yüzümün hırçın karanlığıyla denizin soğuk sularında dolaşıp güneşin sıcaklığını sükunetimle yokladım.
Çiçekler kan kokuyordu,
inadına siyahtı günün ardındaki çetrefil 'aydınlık'.
Delip geçti alnımı yeşilin hüzzam ağırlığı.
Titredim yok olurcasına
ama yok oluşun deruniliğinde var olmak isteyerek titredim.
Dupduruydu yalnızlığın matemi keşfedilmemiş eşkali. Gözlerimin siyahı s/aklandı o zaman.
Adımı saydı adımlarım,
her harf gül boğumuyla boğuldu dudağında.
Geçmişe pırıltısız nazarlarla bakarak
incitilmiş yanlarımı ağır yaralı
şizofrenyamla avuçladım.
Kanadı geçmişim geçmişliğime…
kanadı gül avuçlarımda aşkın zembereğini kırarak.
Nasır bağlamış tüm düşleri tepeden tırnağa
varlığına soyarak
sesimi uzaklaştırdım cümlelerime.
Ağlayarak çoğalttım sağaltılmışlığımı.
Hüzün derindi, tenimin siyahı gibi.
Derinliğim acıydı.
Acı; dipsiz kuyuların zifiriliğinde
ellerimi yazgının mürekkebine batırarak
uğuldamaktı rüzgara karşı.
Ten ile tin arasında delirerek kendinden soyutlanmış bir sessizliği dinliyordu kum saatinin gövdesinden sızan uykusuzluk.
Tik tak tik tak...
zaman zamansızlığı boğuyordu.
Kuru gürültü değildi kulaklarımı çınlatan figanlar.
Çocuklar aşka ağlıyordu.
Miraca tutunan melek sessizliğiyle
gecenin ufku katılaştıran karanlığında ses yordamıyla yürüyerek,
sol yanını dağıtarak öksüz avuntuların,
sağır kente inleyerek düştüm.
Sabah kıyama yakındı ama
illa ki kederdi dallara tutunup silkelenen kentin ağırbaşlı duruşu.
Kefen biçmek zordu yanağımda hırpalanan,
miadı çağ yangınında kavrulmuş aşk güdüsüne.
Zikzaklar çizerek göğün
Leyla ağlayışında dikenler batırdım
kalbimin kör alacalığına.
Irmak gibi geçti sözcükler saçlarımın arasından.
Islaklığı yamalanmıştı lal yağmura.
Kaçamadım aşk zamirli kelimelerin keskinliğinden.
Çift taraflı bıçak tenime değmişti bir kere.
Yara iflah olmaz azatlığın esaretini bırakmıştı içime.
Kalkıp yürümek vardı gözlerinin cana ziyan siyahına.
Ama infazıydım koynunda karanfil saklayan gülüşünün.
Kesip attım uçurumları yüzümden.
Yaram şiir sancısında boğulan kıyamet kesikleri bırakarak bileklerime ağlattı ağrılarımı.
Ağrılarım gün yüzü görmemişti…
Tenim teneşir bahçesine vurgun.
Yorgunluk aklımın kıyısında;
ölüme gözlerin var…
Aşkın uğultusu aklımın tüketişine başkaldırırken
esmer isyanlarla düşüne yatılmamış öyküleri biriktirdim sonrası küle çıkan adımın kesikliğinde.
Mabedimdi yüzün,
oysa hiçbir yol kestirme değildi yüzüne;
ölümden gayrı.
Aşk en uzun yoldu ve kalbimdi yüzünün arkasındaki tapınakların sunaklarında kurban edilen.
-aşk şimdi isyankar kendine, zamansız olsa da.-
Nefesindi nefesimi cehennem aynalarının
'ayn'ında kıran.
Aynaya döndü ateş.
Sırrın kimliği 'sen' diye bilindi.
Güz yaprakları süpürürken içimin giz'lerine,
dolunay sürgünü bir vakte aşka aşinalığı bilinmeyen 'sur' üfledim.
İsrafil bu gecede gelmedi.
Acıya yakın diye bakışların, kıyamet bildim kendime.
GELME İSRAFİL BU GECEDE
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş