Ellerin Kenetliyken
E Esra Soytürk
0
Altın Yaprak
Ellerin kenetliyken birbirine, bilirim başın neden sağına meyil verir. Bank üstü düşünceler draması; yoktur daha hüzünlüsü. Ve dişlerin kemirirken yine sağ yanından dudaklarını, bilirim ki kovalanan sivri bir kelimenin kuyruğudur, yakalanıp yutulan. Gölgelenirsin. Gölgen düşer ayakdiplerine, seller alır. kara mizahtır yaşananlar tahhamülü daha kolay.
Karardığında gün, düştüğünde gözkapakları güneşin, sesine ay doğar. Hüzünlenirim. Üzgünüm bildiğim! Benim, yorgunluğumu saklayacak, seninki kadar güzel bir gülüşüm yok. Harabeler üzerine dikilmiş yardım bayrağıdır; dalgalanan saçlarım. Uzat ellerini ve tut rüzgarımdan. Yapamasan da sen yine kenetle ellerini birbirine. Yukarı kıvrılan başparmağından tutunurum ben hayata ve aşka.
Artık bellidir yitikliğimin sebebi. kağıttan kalbim gözlerinde boğulurken, ben hala gökyüzü sanıp el açmış dua ediyorum gözlerine.
Ne çok biliyorum seni. Kelimelerin sessizce yağarken kağıtlara ve tek tek nefes almaya başladığında dudaklarında, dualarımın kabul olup bana nasıl yağacağını ve ıslanmaktan yorgun düşüp toprakla karışık kokuna sığınacağımı…. ne çok biliyorum.
Aklımdan önce bedenimin büyüdüğü zamanlarda tıp oynayıp midye kabukları toplardım. Sonra hepsini biriktirip sana kocaman bir kumsal yapardım işte o zaman gölgeler benden önce uzar, birleşip denize değerdi. Ben ayakizlerini takip eder sana varırdım. Dönüşlerde, yüzünün yarısını o gölgelerin serinliğine bırakmış bir adamı izlerdim aynalardan. Aşkı okumayı yeni söken bu saf aşığa kırmızı kurdeleydi yansıyan gülümsemesi.
Şimdi ne zaman yolları akıyormuş gibi gösteren aynalar görsem gözlerim güneşi arıyor.sen yaslıyken adını haykıran nefeslere, ben duyan olmasın diye fısıldamıyorum bile. saklımda tutup başka anlamlar yüklüyorum her harfine. onay almış sevmelere alışmışken herkes, ben illegal bir sevdayı kucaklıyorum yuhalanmayı göze alarak. Eylemi değişiyor sevmenin., ürküyorsun…
İçinin titremesi sevdanın büyüklüğündendi, inkara yeltenemeyecek kadardı kayboluşumuz birbirimizde. Yoktu tarifi, yoktu son durağı ve hiçbir zaman kırmızı ışık yanmadı birbirimize gelişlerimizde. Hükümsüzdü üstlendiğimiz roller … kusursuz değildi belki ama eksiksizdi sunulan. Sıcacık avuç içlerinde, şefkatle sarmalanmış bir yavru kedi kadar korunaksız. Biz büyüttük pamukçuklara sarıp, herkesten sakınıp adını "aşk" koyduk şimdi dizlerimizde uyuyor…
Bunca tutunmamız birbirimize hayata yamalı kalışımızdan mıydı yoksa hayatın bizi hiçbir zaman tutmamasından mı? Hep azınlık kaldık isyankar ruhumuzla, aforoz edilip birbirimize taptık. Çok efsane vardı aşkı anlatan ama hiç biri benzemiyordu bizimkine; gerçekdışı gerçeklikle kayıt dışıydı ve hiçbir taşa yazılamadı. Azla yetinmesini bilen bu sevdaya çoktu hayat…
Yolları yansıtmayan hiçbir aynaya bakmıyorum artık. ne zaman gülümsesem göz çevremdeki çizgiler uzuyor ve sanki gittikçe dudaklarım sana benziyor aldanıp aynaları öpmekten yorgunum. Saçlarımdan tenimin her noktasına değen okyanus gözlerindi kuraklığıma tek çare. Oluk oluk içine akışım, yol bulup gözlerinde çoğalışım dalgasındandı mavinin…deniz beni çağırdı gidemedim kokun tuttu gözlerimden.
"Yalnız kalacaksa insan kendi karanlığında yalnız kalmalı" repliğine itaatsizlikten taş duvarlara emanet ciğerlerim. Gırtlağıma kadar sana batmışım. Taşlardan vazgeçtim yokluğa yazdım bizliğimizi….
Uçurumdan bir çığlık düştü sırtüstü. Toz dumanla yükselirken sessizlik göğe, burnundan sızan tiz bir kandı. Bir martı sendeledi iki gagasının arasında tek bir kelimeyle. Kum şelalelerine seni yazarken kurşunu tükendi kalemin. Saçlarımı salıp denize yem ettim balıklara, pullarından sim yapıp, geceye yazmak için bizi. Sarsak martı süzülürken günbatımına adın düştü göğüs kafesime. Tek bir saç telimden parmak uçlarıma kadar tarihteki yerim yeniden yazıldı….
Seni seviyorum ey adı göğsümde kalp atışı olan….
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş