saçların gibi kızıldı şehrimin ışıkları boğuk ve de kısıktı koynumda sakladığım sokaklar ıssızdı…
çocukluğum duvarlarda asılı acılarım sızılarım misketlerim…
Dilindeki ölülere iyi bak diyen baykuş, Kimden öğrendin böyle konuşmayı? Bakma öyle sustuğuma... Boşuna çamura bulamadım,…
.......kaburgasında uçurumlara düştüğüm şehirden ...........örselenmiş bir yüreğe gidiyorum bulaklarca susuz…
ıslak mezarımda açan kan çiçekleri yırtık kefenimin ayak ucu tabutuma sinen ceviz kokusu / ceviz ağacı kolay çürümezmiş….. çürüdüm işte / içimde sen olunca…
'bir kadın düştü düşlerime bu gece hüznüm ayın parmak uçlarından dünyaya düştü...' kağıttan hayaller…
...............sessizce okuyun ...............ve yırtıp atın bu şiiri ...............ki nefesim kör etmesin gözlerinizi.…
- hüzün bir kuşun kanatları olmuş tanrı adını 'anka' koymuş. gri kanatlarımda yüzüyor zaman…
elleri çatlak bir bahar akşamı gelmiştim sana. gitmek kelimesi ne kadar da soğuk duruyor şimdi yırtık çerçevelerle dolu duvarda. griyim. sersizim.…
- saçlarını hüznün elleriyle tarayan kadınlara nehirleri giymiş üzerine gölge kırıntısı bir kadın…
zaman pıhtılaşır kan rengi bir sıvı olur damarlarımda akmaz sağılmaz yere…