Karanlık bir odanın Perdesini açar gibiydi Gülüşün… Ne güzellikler saklı idi…
Ne yaramazdım Ne yaramaz Eşek arılarıyla oynardım Parmaklarım kocaman şişer…
Koşmaları bıraktım Baharların peşinden Artık Sonbaharda bile yoruluyorum yürümekten…
Göz kapaklarım düşüyor İstemesem de Dirensem de Saat ikiyi ay geçe…
Anlamını yitirmiş bir gecenin Tam ortasındayım Öyle karışık bir hal ki Yani arapsaçındayım…
Ellerim üşüdüğünde gördüm Kırçıllı kuş kümelerindeki sevişmeleri Aynı yörüngede Nasıl dönermiş sevdaları…
Demirden olsa Değil çelikten bu yürek Vallahi erirdi Yapma böyle……
Yeter! Dedikçe… Gelir insanın üstüne üstüne, Aksilik bu! Tam kurtulursun,…
Daha doğmamıştım senin ile ben Daha damlamamıştı yaş gözümden Bıçkın gezerken Yassı taşların üzerine koyup bu sevdayı…
Bakmadan bilebilmek saatin kaç olduğunu, Gece benim gibiyken. Seni getirebilmek bitmeden sigaram, Ve uykuları küfürsüz kovabilmek en büyük marifetim olmuşken.…
Geçmiş geleceğe uzanır bil ki Tutuşmasa da yanan eller Bakışmasa da ağlayan gözler Kor olsa da öpülmeyen dudaklar…
Sen var ya sen Sevdamı Bağrıma saplayan nehir Porsuk…
Yollar; Yaşlanır… Kaldırımlara vuran gölgelerin sessizliğinde, Doğup büyüdüğün şehir; Bakmaz eskisi gibi yüzüne,…
Kör bir kurşunun ıslığıyla uyanırdım Oynak pusuların tozlu mevzilerinden Öyle ağırdın ki üstümde Öyle basardın ki geceleri rüyalarımı…