İç Döküş14(düzyazı)
M Marina Amilidze
0
Altın Yaprak
Selamlar verilir
Selamlar alınır
Selamlar yollanır varlığımıza saygıdan
Konu:Aysun ablaya selam söyle!
Abla doğmuşum sanki.Ben de büyük bir abla potansiyeli var sanırım.
Hep ablaydım,hala ablayım.
Gerçi bir ara saçlarım kısacık kesimli ve çok zayıfken
kabanımın içinde bir kış günü,oturduğum bankta iyice kamburlaşınca,
başımda berem ile iken,bir boyacı çocuk gelip'boyayım mı abi'dese bile:)
Ben büyüyordum,içimde bir büyük boşluk vardı ve bunun anlamını hiç çözemiyordum.
Çok seviyorlardı beni,niye böyle hissediyordum ki,büyümek böyle bir şey miydi.?
Bence hem evet hem hayır.
Alabildiğine hürdüm ben.
Annemin biraz diktatör yapıda olması,babamın ona nazaran daha farklı bir yapıda olması,hatta kimi zaman tarifi mümkün olamayacak şekilde davranması,insanları çok sevmesi...Ben hangisiydim.
Herkes beni nineme benzetiyordu,bence ben babamdan,annemden,ninemden izler taşıyordum ancak hiç biri değildim.
Ben insanları çok seviyordum.
Onları tek tek öpüp koklayıp sarılmak istiyordum.
Bana göre en kötü diye bir şey yoktu,asla yoktu.
Çaresizlik yoktu,olamazdı.
Bir insan birini ya da bir şeyleri çok severse,içten isterse,her şey olurdu.
Olurdu olmasına da ondan sonra ne olurdu işte bu kısmı özeldi.
Uzun uzun düşüncelere dalışım ailemi ve çevremdekileri zaman zaman endişelendirirdi.
Oysa ki ben bu düşüncelere kendim için dalmıyordum.
Onlar için dalıyordum hep.
Etrafımda mutlu kişi görmeliydim,onlar üzülünce ben boğuluyor,ben üzülüyordum.
Sürekli karamsarlık,sürekli umutsuzluk masalları.
Böyle bir dünyada çok canım sıkılıyordu,bir şey yapmalıydım.
Bir kaç kez bunu fikirlerine değer verdiğim büyüklerime açtım,beni takdir ettiklerini dediler,ama eklediler de.'sen tek başına bir şey yapamazsın,takma kafana,böyle işte'
Hangi yolu denesem büyüklerim ikaz etti,'böyle gelmiş böyle sürer 'diyerek.
Niyeyse ben buna inanmadım
Mahallemizi değiştirdik,yeni gelişmekte olan bir yerdi burası.
Çayır çimen,yeşil.
Henüz 10 yaşlarımdayım ama 'gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar'şarkısını içli içli dinliyorum Zeki MÜREN'in sesiyle(nur ile uyusun)
Hoplamak zıplamakta olacak ama adı üstünde ben ablayım öyle her hareketi yapamam.
Okula gidip gelirken bir hayli yoruluyorum artık,yürü yürü bitmiyor çünkü.
Sağolsun annem beni hasta olmayayım diye sarmış sarmalamış,bilmiyor ki böyle daha çok hasta oluyorum.
Öyle bir kapıyor ki ağzımı burnumu nefes alamıyorum.
(bu yüzden çocuklarımın mikropla bağışık omasını istedim onları gereksiz atkılarla boğmadım)
Yine de yolu,suyu,elektiriği olmayan çok daha zor şartlarda okula gitme mecburiyetinde kalan öğrencileri düşünüp şikayet etmiyordum.
Okul yolu boyunca gecekondu tarzı tek katlı bahçeli evler vardı,özellikle bizim sokağımızın tamamı.Biz o zaman için büyük icat olan apartman dairesinde oturuyorduk fakat bu apartman dairesinin olduğu yol yokuş ,sırf bu yokuşu çıkmak bile bir büyük iş.
Bu yokuşu çıkarken her zaman olduğu gibi kendime küçük arkadaşlar edinmiştim.
Bu küçük arkadaşlarımın çoğu benden 3 ya da 4 yaş minik,Anadolu'dan göç etmiş ailelerin çocuklarıydı.
Çocuklarda yahut büyüklerde temizliğe çok özen göstersem bile çoğu salya sümük,yalın ayak başı kabak diye tabir edilen bu çocukların hepsini tek tek öperdim.Ben onları öptükçe günden güne ellerini yüzlerini daha bir itinalı yıkadıklarını gördüm.
Bir kaç defa annem beni gördü ve her zaman olduğu gibi yine uyardı.
'Öpme şunları salya sümük.'
Sanki onlara değil bana diyordu ah ne kadar acıyordu kalbim.
'anneciğim onlar çocuk büyükleri yol göstermezse ne bilsin temizliği'
annemde cevap çok:'sen de çocuksun'
gel de benim canım anneme anlat bunu,beni övüyor güya.!
Harçlıklarımı biriktiriyordum,biriktirdiğim harçlıklarımla hepsi dallarda birer olmamış meyve gibi duran bu çocuklara bir şeyler alıyordum.Dallarda diyorum çoğu ağaç tepesindeydi çünkü.
Genelde bisküvi tarzı şeyler.
Bunları verirken her zaman olduğu gibi uzun uzun konuşuyor,açıklıyordum, aslında tanımadığımız kişilerden bir şey almanın yanlış olduğunu ama biz artık abla kardeş olduğumuz için ablalarda kardeşlere bisküvi verebilirdi,şeker değil.
Şeker türü şeyler dişimizi çürütebilir,sonra canımız yanabilirdi.
O çocuklarn aileleriyle hiç tesadüf etmedim,belki tesadüf etsem annem gibi onlarda kızabilirdi bana.
Ben ve minik kardeşlerimin garip bir bağı vardı biz sevgi bölüşüyorduk ve mutluyduk.
İçlerinden birinin mükemmel gözleri vardı,sürmeli gözlü bir erkek çocuğu(vasiyet ettim eğer ölürsem torunlarımı göremezsem,çocuklarımda doğdukları zaman sürme çeksinler torunlarıma,Doğu geleneği)ben bu çocuk için canımı verebilirdim.
Ne yazık adını şu an hafızam anımsatmıyor bana.
Gözbebebeklerime en içten haliyle gülümsemişti ve' abla biz sana hep dua ediyoruz,derslerin iyi olsun'
Bir gün annem işi olmuş aynı yolu iki üç kere geçmesi gerekmiş.
Çocuklar annemi tanımışlar,annem yukarı geçerken sayıları 10 kişiyi bulan bir çocuk grubu:
'Aysun ablamıza selam söyle,'
annem aşağıya iniyor grub yine haykırıyor,
annem yana yürüyor,çocuklar yine karşısına dikiliyorlar
'Aysun ablaya selam söyle'
annem eve geldi çıldırmış,tepkisine korktum.
'bu çocuklar beni bırakmıyor ki geçeyim
sen ne biçim bir şey yaptın bunlara kızım'
ve annem ile ilk büyük iç kırıklığım böyle başlıyor.
Koro halinde adını sanını yerini yöresini ayırt etmediğim çocuklarım ,kardeşlerim bağırıyor hala.
'Aysun ablaya selam söyle'
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş