Atların sargısında bilinmez bir saldırıştı barut kokusundan devasa çukurlara yansıyan. En temiz günahların En kirli sevaplarla tohuma düşüşüydü belki de yaşam.…
Memleketin tamamında hüzünlü portrelerin çizildiği bir gece , tam tamına otuzyedi kişinin oturduğu diğerlerininse ayakta kaldığı bir otobüsten sesleniyorum sana.…
Çığırtkan bir horozun geç kaldırışları gibi bu yaşam Sahte bir bıçakçının ellerinde Kana bulanmadan geçecektir bir ihtimal Bütün erken kaldırışları…
Hava ince bir örtüyle ısınacak kadar serin. Macar yapısı eski otobüsün sağdan beşinci koltuğundan Savaşsız Yine de yıkık binalara bakıyorum.…
Bugün aylardan çarşamba , günlerden haziran sevgilim. Bininci yıl savaşlarında düşmana esir düşen bedenimi her gelen dakika seni düşünen yüreğimle ayakta tutmaya çalışıyorum.…
buruşuk şapkalı , koca bıyıklı , küçük adamın üstünden yağ damlıyordu. Bir elinde içtiği bininci cigaranın izi…
Kesinlikle gece kesinlikle soğuk ; nisan ondokuz. Dışarısı illaki karanlık.…
Derilmiş bir hikayenin henüz çatılmış dizeleri arasından tutulmakta olan aya derin anlamlarla bakıyordu; ellerinde ve gözlerinde açılmış dipsiz çukurlardan…
Kurşuna beynimi sıkıp kalın kelimeler arasında İstanbul’a bıraktım başımı...…
Arabayı yolun kenarına çektiğim zaman Kimse kalmamıştı Onlarca yüzün sırıttığı yıpranmış koltuklarda Sadece boşluk kalmıştı, Yalnızdım...…
Mermer direkli şehir Yerini sır dolu çukurlara bırakıyor; her köşesini derin ve sessiz kalabalıklar sarıyor... Önümüzden atlar geçiyor dört nala;…
-Üçüncü Mahalle- Sigaramızı kırmızı çakmakla yakardık, ateş bir daha güzel görünürdü; gülerdik düz yolda düşüşümüze…