Keder Ülfet Ve Lâl

M Mehmet Şamil
0 Altın Yaprak
bak ne güzel cevaptır evet ve hayır- ay ışığına çarpan yüzümüzdü. her gece ıssız bir vadi gibi soğuyan. pencereler açıldıkça derinleşen. o yara hikayemizdi. İki harf arasında sızla/yan gözlerimizde son. yüz. yıl. aşk. yüzü çizilirken gecelerin ya da mavi boncuk ülkesidir yakamızda her acı aklında olsun / yalnızdım közle odun arasında çoğalan ateş gibi âşık mısın deme kavrayarak kalbimi göz yaşı döküyor ben seni çöle neslimizi ararken haritamızda mahşer kayıp hafızamızda bahanemizdi zaman izinde gayb olurdu izlerim /paslı hançer yarası akşamın kızıllığı düşerdi pencereye. asi ve gezgin bir mektup pulu kadar hüzünlüydü gidişin bulmuştum bir kuyuda serinliğini çölünden alev almıştı düşüm ışığa dökülen kırık hatıra bereketimizdi biriken azığımızda çölünü kaybeden kum tanesiydim sen bucaksızlığımın adresi benim yalnız yazdım söyledim bütün şiirlerimi cennetinde resminin kısık ve kırgın. gözlerimdi ateşin kucağında eriyen. yüzümdü kaybettiğim yaralı gölgemizi soruyordu yokluk sağnağı pişmanlığın vehmini unuttuk gölgeli odalarda ağaran sabahtan istedik üşüten korkumuzu bu aşkın çıkmazı yok ben yokum sen yoksun hiçbir kirli sayfa yok kalbimde kurulan dergahımdın gülden ağır söz söylemeden. tanıdım hoşnutluğu. mısralara emanet bıraktım acıyı. ya kepikeç yazdım da sakladım biraz dua biraz hüzün biraz naftalin dilimden kaçıp da gelse o zarif buğu / o söz yumağının incitmez itirafı okşayan yanıyla kalbine çarpsa ömrüm düşü görülen sevişmenin sabah pişmanlığıyım aynada sen / ben ve görülemeyen ayna ağla şimdi sen ağla neşem kederim ağla ağla sonu gelmeyen gamda tutuşan eller ağlasın kırpık hatırasıyla oynayan dram kalbin yaşı kar / tanesi eriyen melankoli gönlümdü yorulan kelimelerden bir yolun sonuna gelmek ya da güneşte kaybedip gecede bulduğum bir damla su getirENdim yönü olmaz değişir dağ bu tepe bu dalga ıslanır göz kıyında yırtıyor görkemli aydınlığı mahşerim heybetim canım gibi sızlıyor pabucumda bir karnaval suyunda yıkanırken cinnetim ayrılığın hissi var matem tutan suçumda korku asılsız evet ama ölü bir doğum ad arıyor kabilem gölgedeki mateme bu kaçıncı doğum aylardan mayıs payımıza düşen aşkın hissesi teninden başka bir sır dudağımı ısıran o sarı sıcak ve renklerden kahve köpüksüz dalgaların salındığı elinde öp diyen dudakların hayal derinliğinde sende ve bende büyüyen leke emilmemiş bir dudağın yarası kadar sızı uzun bir hikayenin özeti ilk günden bildiğimiz buluşuruz diye bulutunu gönderen gök o soğuyan çay / gitmediğimiz mekan menzilden uzak ve sürgün gözden kalıp göç ettiğimiz bir yüklü akşam söyle! ne çok acı veriyorsun de kadınlığımı eziyor şairliğin de de ki bileyim de ki yutkunsun küçük sevinçler/deki yetiM ne çok oluyorsun de ben ki kelimelere gün ufalayan meczub ben ki ayık rüyaların eğleşen demi nerden bilirdim çatladığını aşkın ölmeden önce kulaç atmayı bilmez denizini köpürten sakladığım yara masum bir bahar kabuğuna çekilen şehvetin güzel suçu yasaklıyor burkulan kalbin ateşlerini bir dokunuş bin ah ile soğutulan gecelerin güncesi dökülüyor eteğinden kavuşmanın özlemi o hasret öpe öpe topluyor çiçekleri uykusuz saçlarına takıyor her gece dudağının kırmızıya rağmen geçtim içimden buldum o nahif sesin dökülen anısını aşktan başka dilden anlamaz yürek söyle! söyle tadı kalmadı dönüşlerin de yakıyorsun geceler boyu üşüyen ellerimi ağlatıyor / acıtıyor de sesin göğüs kafesine ne ağır gelir hüzün boşluğa bağıran bir yüzden başka endamlı bir alımdır yüzgörümlüğü o suskun serpilişim kıyılarına şiire sığınarak uzayan bir bekleyiş ne söyleyecek eylemsiz kalbin edimine sıcak nefesini tarayan bir ufuksuz selam gözlerimizde duymak sesini ırmakların akmadan gelip kalmak istiyorum orada aşkla kızarmış yanaklarına birden yaslanıp okumak romanını soluksuz sema etmeden kıbleye dönük yüzlerimizi tarumar edildi kırIk heyecan yokluğa gömüldü handemizin esrarı silindi izler / içine döndü tılsım en sadık heceye büründü keder sancılı bir şuleyi dolanan imge dudakta bir mavi şarkı tebessümüdür mesken bilir saçlarında zarifliğini aşkın eş anlamlı ayrılıktır biraz da kader üstünü harflerle örten şehir tasalanıyor korkuyor uyumaya dilindeki mücevher bulutların safında hep inziva dolanıp kahrolup kendini yakan hep ağlayacak gibi kirpiğinde bir damla tevekkül mutluluğu kalbini öpsün yine yüzünde buseleri kalsın inanmışlığın firuze bir bakışla kapanıp ellerine kavuşmuş gibi doya doya sarılsın / üşüyen günlerini ısıtsın yıkansın gecenin hevesiyle duvağı gülün içine kaçıyorsun şimdi / büyüyen uzaklara unutup devasını öldüren şarkıların geceyi emziren ışıkları açsaydık anlardık tutuştuğunu ellerimizin uzun lafın sürgünü ben seni çok sevmiştim şimdi bir oyun gibi an içinde aşkımız elma dersem çık armut dersem çıkma portakal! orda kal hoşça kal

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.