sen yağmuru saçlarına düşürdün mü hiç ıslatıp akşamlara sardın mı yüreğini bir ressamın fırçasına sürüp yalnızlığı bir şairin dizelerinde ağladın mı hiç…
neden bu kadar karanlık ki gece ay neden doğmaz, nerde yıldızlar anne bu devasa yalnızlık demlerinde yoruldum üşümekten.ve öksüz bir çocuk gibi…
suskun bütün sabahlar öğlen topal ikindi kör akşam ölü dipsiz bir kuyu kadar karanlık geceler zaman sensizliğe yenilmiş belli…
bak akşam yine, yine yalnızım ve sen yoksun işte çayıma konuk ediyorum nikotini gömülmüşüm sana boyalı düşlerime…
yağdı yağacak bir hava ağladı ağlayacak bir adam ve gitti gidecek bir kadın…
gene sana uyandım bu sabah kahrolası rüyalarımdasın her gece boğazımda düğüm düğümsün…
zamanın akşamıydı ramak kalmıştı karanlığın soğuk yüzüne tamda bitmek üzereyken umutlarım bir yaprak bile yeşermemişken dalımda…
sana kurşun grisi ölümlerden sözetmedim hiç uğraksız bahçemin siyah güllerini anlatmadım üşüyen bir çocuk sandın beni kale surlarına çakan şimşeklerin büyüttüğü…
seviyorum seni bir annenin çocuğunu sevmesi gibi öyle saf öyle dik ve öyle yürekli bıçağın üstünde yürür gibi…
kaskatı kesildi sokakların seni bugün nerde aradıysam yoksun bildik bütün telefonlar sessiz bütün tanıdıklar yabancı bakıyor yüzüme…
ne vakit aklıma düşsen karmavisi bir hüzün kaplar heryanımı çocuk sevinçlerle dolarım yenlerim eskir.düğmesiz esbablar giyerim…
hiçbir duvara yaslamıyorum artık sırtımı yere basmıyor ayaklarım ruhumun paletinde bütün renkler flu füme yağmurlarını biriktiriyorum hayatın…
senden ne istiyorum biliyormusun küçük bir akarsu kenarı hazan yapraklarını ört üstüme ki üşümeyeyim yosun tutmuş taşlar yastık olsun…
vakit ucube bir gecenin en sensiz saati ölümün gri yüzü gibi nefesim sigaram yalnızlığım…
gideceğini söylüyorsun gücüm kalmadı seni tutmaya yalanlarımı da tükettim at beni sokaklara…