Sürgün Aşkların Öyküsü
M Meral Vurgun
0
Altın Yaprak
sorma
dudaklarımdan akan bu kanda boğulan öpüşleri
sürgün aşkların destanıdır bu
tutma
gitmeliyim
hemen şimdi
yoksa çığırından çıkacak bu şafak sökümü
sabahın çılgın tayı
bu deli kısrak koparacak gemini
ne yasaklığın senin, ne de uzaklığın
zaptedemez bu ölümü
gitmeliyim
hemen şimdi
kan revan olsa da yüreğim
omuzlarına yıldız düşer gibi
düşmeli başım yastığa
ve bütün suskulara inat
uyumalıyım bir kaç saat
zaman yitirmiş tılsımını
faydası yok geçen günün
bu ömür, yani bu kahrolası hayat
yokluğuna damgalı bir humma
son kadehimden son yudumu
alırken arasına dudaklarımın
bütün akşam vakitleri bir hoş uyur
bütün bahar sabahları sarhoş uyanır
adını yaşamak koydum senin
bilmediğin, görmediğin
etiyle, kemiğiyle sana benzeyen
senden olan insanlar için yaşamak
ve yine onlar için ölmek
insanın insana kıymadığı
sürgün aşkları kurtarmak uğruna
örseleyip yüreği dağlara vurmak
ve dağdan düze yürümek
gitmeliyim çığırından çıkmadan
tan atımı düşleri
bilirsin...
seceresi değiştirilmiş, künyesi inkar
bütün sürgün aşkların adresi kadar kayıp
yasak sınırları çiğnemişiz
tarifi imkansız çığlıklar bırakmışız ardımızda
bizim sevmelerimiz de ayıp
şimdi sıyır kınından öfkeni
yağlı kurşun gibi kuşan sürgün aşkını
sapla göğsüne tabuların
gül suyu değil
hücre duvarlarını boyayan kızılın
çok eski çağlarda tutulmuş güncesi
en suskun, en hoyrat
en tutkun mevsimlere yaslayıp ömrümüzü
gelmişiz kopara kopara etimizden tırnağımızı
topraklarımız hırpalanmış
sevdalarımız yağmalanmış
fütursuz sevişmeler düşmemiş bakışlarına
belki bu yüzden
meneviş gözlü çocuklar büyümemiş
ihanetler mühürlenmiş kapılarına
soykırımlardan geçmişler
sürgün aşkları tutuşturup
cehenneminde yüreklerinin
damgalı mutluluklarını alıp
birer birer göçüp gitmişler
ama biz buradayız seninle
yitirilmiş sevişmeler yükledik gemsiz kısraklara
adımıza öyküler yazıldı, şiirler dizildi
yıldızların bile ayak basmadığı geceleri
yaka yaka büyüttük sürgün aşkları
düşlerimizi eğirdik zamanın çıkrığında
ay vurgunu kor şafakları
alaca kar gibi işledik şakaklarımıza
ve tütün bastık yaralarımıza
yavuklu yadigari tabakadan
bir daha, bir daha çektik ciğerlerimize
ölesiye içtik sürgün aşkların şarabını
şimdi başsız-sonsuz düş sağanakları gibi
üryan bırakıldık dünyanın ortasında
olancası bir avuç sevda serüveni pırangada
hüküm giymişiz sorgusuz
mahkumuz umudun mavisine
oku gözlerimde öyküsünü
ellerini uzat usulca
salkım salkım okşa ayışığını
iki sınır arasında üşüyen gövdeni
dağ gibi yasla düşlerime
göçebe kuşların kanadında öldür beni
gün doğumlarında karaca şahan gibi
vurmalı gözlerimin ışıltısı seni
tutmayın avuntular beni
gitmeliyim
gitmeliyim hemen şimdi
yoksa çığırından çıkar bütün şafaklar
bermuda ucgeni gibi
bu çılgın mavi, saman sarısı bahar sabahı
bu deli kısrak alıp gemini azıya
vurur toynaklarını yeryüzü lanetlerine
koparıp kıyametleri yerinden
yeniden diyebilmek için yepyeni bir güne...
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş