Koy Beni Yorulayım
M Müştehir Karakaya
0
Altın Yaprak
I.
gönlüm asi bir küheylana binip atlıyor şehirleri
göğsüme bir yumruk gibi indiriyorum geceyi
hey zamanın aldanmış yüzünü çarmıha iplerle geren
ve bir isa gölgesini tutup indiriyorum çarmıhtan
bir meryemin kandillerini yakıyorum ateşimle
yol haritaları bir kutsal mabede çıkarıyor gözlerimi
titriyorum, ağlamak hünerim, öpüyorum şehrin ikonlarını
yusuftan arda kalan züleyhaya bir can borcum var ödüyorum
ey şimşirleri gök gürültüsü sanan devran
yalanın yüzüme çıban üreten bir bataklık
kalbimin kuşlarını uçurdumsa toprağın kokusunu unutuşumdan
şimdi benimle ağlayan bir yetim ruh biliyorum
babil kuyularında harut ve marutun çığlığı
bir ebed çizgisi çizdiğinden beri
ne kuyular artık zindan ne yıldızlar artık yalan
ben şimşeklerini çakan bir bulutun ardılıyım
II.
kutsallığına sığındığım iki gecenin ruhunu öptüm
elimde bir ateş, tin ve tözün zehirli nakışları ile döndüm
sen beni çaldığından beri
bir bulağın berrak sularına sığınıp
medyen çobanı musanın asasını kuşandım
öldüm ve dirildim başkalarının kelamıyla
sesimden öp beni şehirden öcümü geri alayım
gecenin baldıran zehrine parmağımın tarihini kattım
bir sabah uykunun ecelini tutup
boynuma bir iple cevşen diye astım
tanrım dedim, saydım tüm adını bilmediğim her dilden
öptüm ağzını felek dediğim kadim düşmanımın
alnımın derin çizgilerine bir melek dokundu
ayaklarımda karanfiller açtı, aktı başımdan bin ırmak
ahdim lekesiz bir nirvana yolcusunun ayaklarını öpmekti
dare gitmek için cübbenin altında bir zünnar gerekti
III.
gam doldur sevgilim sınırları kaldırayım
şehirleri sileyim haritadan gözlerini dikeyim
dersen insanoğlu ey, nefsinin itidir akıl denen hit
dikişsiz bir kalıpla çatılmış kemikler, büyüyü bozar
şimdi lut, şimdi semud, şimdi sodom putları
layemut bir mührün kazılmış olduğu sırtlarına bak
balçıktan ve kemikten iki ruhtur ve iki ten
sabah akşam kapıda salıverilmiş köpekleri
vur beni sol kemikten acısını duyayım
vur beni kollarımda eski zaman bukağıları
dem bu demdir koy beni bezirgan yüklerine
çölü mecnunun ayaklarıyla geçtim, dudaklarım yazılı
moğol istilasını gördüm, damarlarım kan ve mürekkep
la dedim layı anlamayan iki gözün kahrını
sayıklarken adını alkışlar arasında susan yüzlerine
IV.
hey benim soylu yüzümü tuvalına çizen ressam
gök kaşlarını çatsa bir intihar bekliyorum
kavruk ve yaralı bir şehidin yüz ifadesinde
incilden, tevrattan, zeburdan ve tüm suhuflardan
ince ince örülen, benzimi solduran son ayetten
son kadim kitabın orta yerinde bıraktığım iplikten
yağmurun ve sevdanın seslerinden
her gün, her gece vakti bir koza örüyorum
düşünüyorsam susamışlığımdan
gök kapılarını açınca bu delişmen yüreğime
senin dileğinden başka dilek
rahmetinden başka rahmet değmesin tenime
hey benim saçlarını doru taylar gibi
ensesine salan şimşir bakışlı yarim
elverdim seni tanrı katına çıkaran meleğe
meğer ruhumdaki yağmurları sağalta
V.
tarihi yeniden yazmalı ve yorumlamalıyım
bu çok toprak, bu çok su, bu çok yangın
bir noktanın uzayan karışık materyalıdır
şimdi insanım, bir yanım cennet bir yanım cehennem
alınyazılarımızın tam ortasına bir gül çizilmişse eğer
bunu hayra yormalıyım
rabbim sana ulaşmak için ve seni kutsamak için
önce bir selviyi sevmeliyim gökten açılan bir pencereden
gecenin dudakları öpse beni alnımdan
uyutsam, nicedir uyumayan içimdeki çocuğu
aşk ölümü öldürür, ölüm uçar yanımdan
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş