Kurumuş umutlarımın yerine hayaller ektim Suladım gözyaşlarımla cılız fideleri Yeşerir mi yeniden, güze kalmadan? Dipsiz derinliklere meyilli uçurumların en ucundan…
Şimdi dudaklarımda yalnızlığın kekremsi tadı Bir yanı gün yanığı, bir yanı buz saçağı Sen de üşüyor musun? Sen de yalnızlığı turuncu çarşafın altına sakladığında…
Solgun sevinçler s/üzülmüş yüzlerde Belli belirsiz kaybolmaya meyilli ifadeler Arsızca dönünce dünya Derin mezarlar kazıldı yüreklere…
Giz bir yüz, siyaha yakın duvak Göstermedi cemalini vaktinde ve elinde kılıçtan keskin kalem Kendi kendini hücrelerine saklamış, patlayacaktı az kalsın çeperleri…
Biliyordum geleceğini Ama… Keşke kapıyı çalsaydın Ya da arayıp haber verseydin…
Teması s/özdü, k/öze düştü sevdalar “C/ansız duygular an be an s/ana b/ulandı” desen de Kilitli yürekler, paslı dudaklar nadan Ve an/sızın…
Sen alıp başını gidiyorsun gözlerimden dudağı bükük ezgiler çalarken yüreğim hayalin, parmaklarının ucunda yürüyen angut kuşu usulca giriyor koynuma…
Doğacak şafağı beklemede, sancılarda gece Sevdalar yatırılmış şarap kızılı örtülere Ve deşilmiş ciğeri bir damla kan lekesi Yazılmamıştı henüz tek bir mısra…
Sen Aşk nedir bilir misin? Kenarına köşesine değdi mi yüreğin? Kısır döngülere pervane oldun mu?…
Hiç tadılmamış bir zehirdin, benim için Şu dünyadaki misafirliğin açlığı belki de Seni bir yudumda içişim Ve içime sığdırma telaşım…
Hasret kokulu bir şiir sar oradan; dumanı hayat olsun Yanında tavşankanı şekersiz çay Eskilerden bir türkü çal,…
Bir avuç hiçmiş umutsuzluk Boşluğa uzanınca eller ve kalmayınca beklentiler Siyaha gark olurmuş gök kubbe Zifire vurgun yüzlerde durgun bir ifade…
Suçüstü yakalandı istemsiz ayrılıklar Kurum karası hüzünler çöreklendi üstüne Kör müsün İblis!…