Ölüme Beş Kala / Bir İstanbul Düşü

R Rengin Alacaatlı
0 Altın Yaprak
Yıllar, yıllar öncesinden bir öykü dolanıyor yüreğimize, onlar gibi olamamak mı yoksa onların makûs talihi mi bizi çeken. Sen, ey sevgili, Leandros'u yaşatan benliğimde, bu sen değilsin. Şimdi bana anlatabilir misin gerçeği? Kumsaldaki o tepede sana bırakmıştım gözlerimi, al getir onları geri. Yaz bitiyor, kapımızda güz bekliyor hırçın ve umursamaz rüzgârlarıyla dökmek için yapraklarımızı. Biz, yine de denize çevirelim yüzümüzü. Denizler mücadeledir, denizler aşktır, denizler sonsuzluktur. Sona çok az kaldı desem, bundan başka şansımız yok desem, ben her gece sevdanın ateşini senin için yakıyorum hala desem, bana geri verebilir misin ömrümü? Şimdi ne kadar birikmiş özlem varsa koy bavuluna. O şehir, bu şehir bırak kalsın arkada, hepsi bir İstanbul etmez nasılsa… Büyükada vapurunda İstanbul'u ser ayaklarıma köpüklerle yaz ismimi bir yanımız Boğaz bir yanımız aşk ama dur önce öp beni daha önce hiç öpülmemiş gibi öyküler kıskanır nasılsa Acılarımı dindirecek bu yolculuğu son kez yapıyorum. Bu son gidiş, artık dönmek yok. Aşk, en çok İstanbul'a yakışır derler ya orada buluşmalıyız seninle, İstanbul'da aşka yakışmalıyız. Ağrılarımızı azgın sularına, kırgınlıklarımızı sert rüzgârına, sevdamızı heybetli siluetine asmalı, Hisar'da arzumuzu yakmalıyız. Yaz poyrazlarına tutulmuş ağaçlar gibi bedenim, sıla gibi tütüyor özlemin ruhumda. Dün ayrılmışız gibi öpüşlerin tenimde, bakışların benliğimde, yüreğin ruhumda, bilmiyorsun. Uçuk dudaklarına her gün ellerinle dokunduğunda, gölgesi çatıya düşmüş boş evlerin yansıması sokulur yüreğine. Oysa bütün umutların güllerle donatılı fidanları her sabah taze sulara muhtaç bir ömür dalıdır. Kırağılarla katılaşan saçlarımızda ve göğsümüzdeki sevinç çalımlarında gemsiz atlar gibi doru aşklara yürümeliyiz. Hepimiz, infazı yüreğimizde taşıyan canlılarız aslında. yaşanmışlığın kokusu sinmiş sokaklarda sakallarında sararmış hüzünler ellerinde gizli bir anahtar tarihin oymalı cumbalarında nal sesleri açsın kapıyı sarıl bana öp bir daha çıtır ekmek, domates, peynir demli çayımız da varsa öğlen olur nasılsa Çizgileri derinleşmiş yüzün avuçlarımda, gözlerinden akan kızgın lavları yutuyorum. Kavga kıyamet kuşatsa da sessizce bu koca şehri, dinle yüreğimin iniltisini, sana seslenen. Martı gagasına iliştirdiğim bir yudum nefesim kaldı onu da sana vermeye hazırım, bilmiyorsun. Her mevsim, yeni bir umudun kanayan toprağı olsa da, nice sevgililerin bu uğurda gözleri açık gitse de, sendeki yürek sevdamı taşır, aç göğsünü aşkın rüzgarlarına. Kalamış marinada demirli teknemiz gözlerinde pupa yelken sözlerimde vira bismillah aldırma sıcağa soy içinde ne varsa atladık mı serin sulara kapılırız dip dalgalara yedi tepenin rüzgarları yıkar nasılsa Bu yalnızlık atlasında çürük kanatlı pencerelerden baktıkça hayata, süzgün bir ayın ışığı sızar yine de içimize. Öpülmeye, koklanmaya hasret karanfiller gibi demirlenmiş bir yüreğin örsünde nice sevdalar işlenir, istersen. Kapatma, sevdayla yıkanan gönlünün şiir pencerelerini, öfkelerini yağmurumla yıka. Dinle bak, usulca geceyi giyiyor şehir, kuleye gitmeli, ışığı yakmalıyız onca sevdalıya. Aşk kokulu nefesimizle karışırken tuzumuz terimize yedi tepe ağlamalı, İstanbul'u sarmalı nabzımız. Dalgalar teslim ederken Leandros'u, depremlere gebe faylar kırılmalı bin yerinden ve ben senin kollarında ölüme beş kala gülümsemeliyim. Üsküdar'da kısa bir mola Mihrimah sultandan kallavi kahvesi yanında sahaflara da uğramalı aşkın kitabesi olmalı başucumuzda sevişirken Boğaz'da haydi şimdi öp beni doya doya ölüme beş var nasılsa …/ Şiirim beni bekliyor oysa ben bir sigara yakıp karanlık suların gölgesinde gizleniyorum. Efkâr mı geceye, yoksa ben mi efkâra yakışıyorum. Balkonumda azgın dalgaların sesini duymak istiyorum, vurdukça kıyıya sıçrasın yüreğim. Denizliklerde kandillerin titrek ışığından başka gecenin sessizliği var. Haydi diyorum, haydi... Deniz benim için çakıl taşı bırakıyor kıyıya ve usulca çekiyor dalgasını. Ben kokusunu içime çekmek istiyorum, rüzgârlarım uzak, tuzak olur sana diyor. Kıyı ben, kum tanesi ben, kuşlar ben… Kolay mı ölümsüz bir sevdayı kucağında ölümüne taşımak, göğüs germek tüm hükümlere ve hala inadına, inadına, inadına sevmek.

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.