Eriyor tutku dolu bakışlarım altında Bu nasıl olur diye düşünüp duruyorum…
1925'te İstanbul'da doğdu. 1942'de Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdikten sonra bir süre İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne devam eden Umran, Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümüne geçerek, 1948'de buradan mezun oldu. Çeşitli kuruluşlarda memur ve çevirmen olarak çalışan Umran, 1974'te İzmir, Sümerbank Boru Fabrikası mütercimi iken emekliye ayrıldı.Nüfus kütüğündeki asıl ismi Osman Sedat Öcal’dı. Yeni Devir, Tercüman ve Türkiye gazetelerinde yazan Umran'ın ilk şiiri 1943'te Yedigün dergisinde yayımlandı. İlk şiir kitabı Meş'aleler yayını olarak 1949'da çıktı. Hisar, Beş Sanat, Varlık, Türk Dili, Güney, Yeditepe, Soyut, Büyük Doğu, Diriliş, Türk Edebiyatı, Sözcükler, Sedir, Tan, Gösteri, Gergedan, Mavera, Aylık Dergi, Milli Kültür, Yaba/Öykü dergilerinde şiirleri ve çeviri şiirleri yayımlanan Umran, Leke[2] isimli kitabıyla tanındı ve eşyanın şairi olarak anıldı. İnsan Gelişiminin Devridaimi çevirisiyle 1994 Türkiye Yazarlar Birliği Çeviri Ödülü 'nü kazanan Umran'ın, şiir kitaplarının yanı sına Almancadan yaptığı çok sayıda çevirisi bulunuyor. Son yıllarını geçirdiği Darülaceze'de 7 Ağustos 2013'te vefat eden şair Sedat Umran, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Meş’aleler (1949)
- Leke (1970)
- Gittin Taş Atarak Denizlerime (1990)
- Kara Işıldak (1993)
- Parmak Uçlarımdaki Yangın (1995)
- Sedat Umran’dan Seçmeler (1995)
- Aynada Gün Doğumu (1995)
- Akşam Şiirleri (1998)
- Altın Eşik (1999)
- Kırık Ayna (Aşk şiirlerinden seçmeler, 2000)
- Sonsuzluk Atı (Toplu şiirleri, 2000)
- Şaheserler Antolojisi (Hasan Akay ile, 1994)
- Şiirde Metafizik Gerçek (Makaleler, 1997)
Sedat Umran şiirleri
İdam tutuklusu, sorgusuz, yargısız geçirmişler sırtına daracık bir gömlek; ölmedi asansör her gün asılmaktan, dünyayı yer ve gök arasında sandı,…
Koskocaman bir balya, hiç kimsenin görmediği gümrüğün sansüründen gizlice kaçırılmış…
Kimse onaramaz aşkın yıpranmış kumaşını tıpatıp biçmiş içimize o usta makastar eğirip ipek ipliğini göğün mavi ipeğinden geçirmiş acılarımızın paslanmaz iğnesine…
Bir kez daha denedim yalnızlığımı, içimin kopmayan ipinde sallandım, ürküttüm bulut kuşlarını gökyüzünün, sonsuzun çizgisiyle sınırlandım;…
Çıkmış dar çerçevesinden anlamın, yaşıyor özgürlüğü içinde ânın…
Zaman yelkovansız bir saat gibi Güçlükle duyarız işlediğini; Biz de bilmiyoruz kimdir sahibi Her vakit kurulu, her vakit yeni…
Ben bulup yitirdiğiniz: yuvarlak ve kaygan: Siz benim için bir denizsiniz çizgisiyim yokluğunuzun belli belirsiz bir iz ben o denizin dibinde dünyalarınızı tarayan.…
Bütün umut raylarımı söktüler Bir takım adamlar gölge gibi sessiz Aysız ve yıldızsız bir gecede İçime katran ve zift döktüler.…
Deliler dünyalarında rahat Ölüm korkusundan azade; Hisler deste deste, hayâller kat kat Yaşıyorlar bizden daha ziyâde…
Kalktı yatağından silkinerek dev, yaktı duygularını alev alev,…
İsterdim ki olayım odasının eşiği O ona değmesede her an yanında kalsın Gelip gitmelerinin zorunlu bileşiği Başkaları desinler ey aşık sen aptalsın…
İçinde birleşmekten öte bir özlem var; tek başına yaşamayı arasıra hayâl eder fermuar.…
Dalınca öpüşlerimin ormanına Bir geyik gibi ürkek…
Gittin, dağ gibi büyüdü yalnızlık Issızlığın iki ucunda şimdi sen varsın Tam ortasında: yokluğun yokluğun yokluğun O konuşsa konuşur, sussa susarsın…
15 / 41 gösteriliyor