Al seyreyle iki gözüm hayat senindir Bizim Tarabya'da doğan çocuklarımız var Allah öyle takdir etmiş…
Geniş bir aşk için yüreğimi daralttım Öyle ise inceden inceye gel bugün Hançer izinden derin sızı İnsan olmanın kaygısı…
Solgunsa Yaprakları eğmişse yere kendini Kurumuşsa bal özü Unutulmuş bir çiçektir o koklanmadık…
/Kaldırımlar sessizdi Aşk yağmur olmadan önce/ Sonra geldin…
Başımda bin bir düşünce Erguvanlara dair Ve yokluğun hercai menekşe Eylül gözlerinde şehrin buğusu…
Toplandı yargıcılar Ahali toplandı Altını haram edip gümüş ibrikle suladılar kanı Ağacı sorguladılar…
Beni bir bozlak vakti Bozkırın türküsüyle çağır Yum gözlerini kekiklerin içinde Dağların bulutlu kokusunu…
/Evvela seni sordular Gelir bir gün dedim../ Ebruli bir ırmak kenarı, doğuda…
Bulutlar, sağaltılmış çocuk gözleri Dolu bir buhur Bazen kırkikindi Bazı geceler dolunay…
Olması gereken her şeyi Beyaz bir kağıda yaz Yaşadıklarını not al yanına Ve her ağladığın günün…
Ne yapsam rüzgar saçlarımı karıştırıyor Alnıma çizgiler koyuyor her yaşanmışlık İtirazsız titriyor bedenim gecenin karanlığında Uykularım kör kuyularda sancılı…
Yalnızlık sağaltılmış antik sanrıdır Kurşuni heykel gibi durur hüznüyle Babil Asrın cefasına yedi başla yazılmış tanrı Gezer şehrin ortasında Hürrem ve Mihrimah…