sen benim en güzel düşüm oldun kül olmuş bir günün akşamında bir daha içilmeyecek giz şarabın…
1956 Yılında Afyon-Emirdağ /Tabaklar köyü doğumlu olan Adnan Durmaz, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Türkoloji bölümü mezunudur. İlkokul yıllarından beri yazmakla ve resimle ilgilenmektedir. Ankara’ da öğrencilik yılları da dahil geçen sürede seksen kuşağının şairlerini tanıdı. Edebiyat öğretmeni olarak İzmir’ de uzun zaman yaşadı. Sanatın ve aydın olmanın yaşadığı ülke insanından beslenmesi gerektiği düşüncesiyle yaklaşık 15 yılı aşkındır, doğduğu köye dönerek yaşamayı seçti. Popüler olma kaygısı taşımayarak sakıncalı yıllarda edebiyat dergilerinde görünen Adnan Durmaz onlardan da tümüyle uzaklaşmıştır. Ahmet Telli, Adnan Yücel ve Ahmet Erhan gibi şairlerle Ankara yıllarında şiir tartışmaları yaparak kendi yolunu çizmeyi denemiştir. İzmir yıllarında, yazdıklarıyla Atilla İlhan ilgilendi. Atilla İlhan bir süre onun şiirlerine eleştirel olarak katkıda bulunmuştur.
- fısıltılarla da olsa söyle, 1990 (saypa yayınevi, ankara) yarın yeniden, 1996 (gerçek sanat yayınları, istanbul) ben gidersem ay sendeler, 2000 (art yayınevi, ankara) bilirsin aşk da serseri, 2003 (art yayınevi, ankara) ateş çiçeği, 2003 (art yayınevi, ankara)
Adnan Durmaz şiirleri
ağlayışların kırkikindi ağlayışların yüzüme yonttuğu derin uçurum ve ayrılıkların…
Ak bir kanama oldu bakışın Yasak duruşun uzak... Bir hayâl Nasıl acırsa…
gel ha gayri... meşe selim mor bulutum serçe masumu gözlüm bu bir kaval kanaması zamanın sinesinden sağılır gelir bir keder bahçesidir...…
yüreğinde gül bulutlar gülüşün sulara düşsün zamanın kanlı yüzünde yalnızlıktan üşümüşsün…
gece kara ay yalnız kırgın bir aşk hikayesi bakışlar bozkır ıssız yüzlerde zaman izi…
kızılca şafaklarda açardı kollarını evreni kucaklar gibi şunca gönül içinde…
yıldızlar umuttan nakşedildi geceye ilmik ilmik ay aşktan doğdu bakmayın surlarını coşkudan…
denizler ateşmiş dağlar demirden gönlümü yolların dikine verdim yanmaya bir ateş istedim yarden kalbimi sakına sakına verdim…
yer yavşan gök yıldız akşam rengi gözlerinde ıssızlık oysa sen bilmezsin…
gecedir tekinsiz ışıklar düşer sulara bir sonbahar ağacına benzer eşkalin kırık bir karanfil dudağının kıyısında…
Saat gece iki Ateşe verilmiş haziran Dili koparılmış cumartesi Saatleri ökçelerle ezilmiş kent…
Dizeler dile dökemez Oğulları öldürülmüş anaların yasını Cellat çizmeleri altında şafak gül gibi sökmez Ay paklamaz zulümden gecenin karasını…
aşkım yaramın kökünden başlarsa aşktır artık uçurumlarımın dibinden can damarından kadim yalnızlığımın…
bir yerde gelir acı davetsiz kanatarak zordasın faka düştün…
15 / 210 gösteriliyor