Hosçakal Aşk...

A Adnan Durmaz
0 Altın Yaprak
seni yaşamak gecenin beline sarılan samanyolu olmaktı çiçeği kucaklayan rüzgâr olmaktı seni yaşamak yiten baharlar gibi uzaklarda kaldı gözlerin onlarla sarardın yüreğimi şimdi neyleyim gözlerime inen yıldızlar söndü bakışları kirlenmiş gülüşü örselenmiş umudu yağmalanmış çorakta neyleyim şimdi yalınayak terk ettiğim kentler kaldı ardımda çıktığım kıyılarda battı gemiler peşim sıra yangınlar zaptiyeler aranma ilanları yana yana geldim uzun yıllardan patikam çöllerinde yitti şu insan yüzlerinin yağmur olup yüreğinin dallarına sığındım karanlık boşluğunda esen rüzgarım şimdi bütün kapılarımdın sen kapandın suratıma sokaklarımdın taşlandım her köşende neyler gecesini yitiren samanyolu umudumdun kıyametler patladı yüreğimde gülü solan bahar ah u zar benim gayri neyleyim bu hazin yalnızlıkta şimdi ben gece saçlım öksüzünüm sensiz gurbetmiş yaşamak oysa üç günlük ömürdü konukluğumuz sayısız acının gasbettiği dünyamızda bir seninle tatmıştım akşam ufuklarında dudaklarda kalan göğün mavi tadını gözlerinle gördüm ki bir gün bitecek bu göçebelik ki anlamı varsa ömrün sana senle sende… ellerin bir düş işte paramparça gecelerde gökyüzünde yurtsuz kalmış üveyiktir yüreğim akşam kekre iner divane ömrümüze ala gözlerinin fecri kanlı bir şafakta kaldı kapandı cümle yollar sesler tükendi şarkılar yoluk gökyüzü kar hasadında soğuk bir aklık, başka bir iklimdin başka bir soluk başa renkti bulutların benden uzakta kaldı ayrıldık sana boyandım kana boyandım... kar yağıyor her şey kara boyanmış hayat yılgın taylar gibi yürüyor ömrün yamaçlarında sabah olmuş sevda gözlüm nerelerde uyanmış bu pus beyazı sabahlarda ayrıntılar anlamsız gözlerimdin.. gözlerinsiz bir dünyaya mahpus sus karası akşamlarda kalmışım şifasız yel güllere ne söyledi susuşum ne söyledi bakışlarına trenler aldı yürüdü bütün insansız yerlere dağlar kar ıssızlık esrar yüreğe ne söyledi ardımda kör kandil geceler seninle ışıklıydı denizlerin coşkusu kesildi gidişimle bir yürek bıraktım en yakamoz yerine sordun mu dalgalar ne söyledi hüzünler sararır her sokak lambasında benden anılarım kaldı çıkmazlarında gözlerim yüreğine ekilmiş iki hüzün çiçeği olsun anımsayışında sula aşkımı kurutma rüzgarın güle söylediğidir sana son sözüm beni unutma... ıssızlık ah ne amandır yalnızlık zulüm zındandır gece biter aralanır gün kurumuş yürekte göz yaşları her sabah ayrılık sabahı ömür ki ah ı figandır bana ne kaldı kapaklanan sevinç tökeziyen gözyaşından cana ne kaldı kim biçti ömür diye bu ıssız geceleri kim söyledi sen onları insan kıl diye kim çizdi hikayeme bunca yol ayrımını ara diye sevincin su damlası güzelliğini bir damla bile kalmaz deli sağnaktan karın karın sürünmeye ömür dediler dizin dizin bağır bağır yelip yorulmak bir avuç kül bile kalmaz koklanan gülden bir soluk bin ahın tozbulutları içinde bana ne kaldı sabahtın ki hep geç kalmışım söküşüne ki hep kendi sabahını arayan uykusuz o geç kalan yolcuyum işte... sabahtın gerçeğin acılı yüzünü açıp gittin şu üç günlük ömrümüzde sen mi yolcuydun ben mi ansızın geçip gittin bir yol yorgunluğu kaldı parmaklarımda şimdi sensiz -bensiz seni yaşadığım o bağa selam olsun aramızdan kalkmayan engele kalmaz bu alem uzağa-uçuruma -dağa selam olsun sabah oldu sevdiğim -gün doğdu uyan gül yüzüne yağan- o gül şafağa selam olsun sabahın dallarında sessizlik büyür ay gitti dönmeyecek geceyle birlikte şimdi gözbebeklerinde yaşam yürür avuçlarından akan suyla yıka yüzünü dün dünde kaldı geri dönmez yalnızca solunan an senin yeni bir söz söyle yalnızca şu anın türküsü olsun en azından göğün mavisini öp uzaklardaysa ay yüzlünü öpercesine soldu gülüşün kıyısında yeşeren bahar akşam iniverdi o sağnak bakışlara dağları taşları savurdu rüzgar gece saçlım hoşça kal an var ki yaşamak gül sağnağıdır uykusuz gecelerin tütün kokulu tadı upuzun yolların ağır yorgunluğu koymaz insana cellatlar bile yapamaz sana vurgun bir yüreğin en yeşil dalını kırmayı ben aşk derim dört nal atlar kapaklanır yarlarında bir çılgın güzelliğin o elinde ölüm fermanları açığını arar yüzümdeki en yeşil gülüşün sarhoş olurum geceler boyu içimdeki coşkudan sızdığım kaldırımlarda görürüm düşlerin en güzelini şehirler terkederim son otobüslerle geride bıraktığım her şeyi yakarak her şeyi bırakıp sürünürüm peşinde ve sen hiç durmadan bu yaralı yüreği sınarsın kor ateşinde ansısın ıssızlara terkedilen yorgun bir yılkı atıyım şimdi akşam sularında kırılmış gölgem bir hüzün kulesinin harabesi yitirmiş şeylere ağlar gibi ne gidecek yol kalır bazan onur çırılçıplak kalır hoşçakal aşk... uykusuz geceler tahammülsüz suskunluk bakır çalığı tadı yalnızlığın ve yüreğe hançer o kurşun delikleri tac olsun kelebeğin kanadından bir toz bile kalmadı parmaklarımda bir acım vefalı çıktı dizinin dikeninde baş koyup kanamağa acım bana ilaç olsun bu ömürden yağmalanmış ne varsa sana andaç olsun hoşçakal aşk bir atım vardı yangınlara dağlara vururdum yalnızlıkla koşumlanmış mezralar çöller aşmış bir atım vardı gözlerinde tökezidi dağlarımın yıkıldığı şehirde ıssızlar ıssızlar bütün ıssızlar ıssızında yattığım geceler sızlar ömrüm dedim bir soluk ne gözbebeklerinde çatlayan zaman kalır ne de saçlarından savrulan rüzgar yoksul evlerde kaldım seninle evrene değişilmez saatler acıda demirler hasretten yürek bükülür can sökülürdü şu nankör alemde demler yaşadım öl desen öleceğim anlar kuzgunî karasından gece çatlayan saçların yüzüme dökülürdü ah seni koyuvermeme iklimini kaçırdım trenleri-gemileri-kervanları kaçırdım kar yağdı dağlara yollar heyelan yandı geldiğim gemiler mahsurum yokluğuna yitirdim seni parmak uçlarımdaydın gözbebeklerimde saklıyordum gövdemde canımın saklandığı yerdeydin akşamın kızılına karıştın gittin belki önceden de düştün belki de bir hayaldin aynaların içinde belki uykularda açan bir garip çiçek gerçekler acıymış uyanınca anladım ömür koydum alamadım gerçeğimdin bilemedim binitsiz pusatsız kimsiz kimsesiz bir sancılı can kaldı azabının narında yitip gittim ıssızında kör kuşlar gibi ne dostlarım oldu ardımsıra ağlayan canımı andaç sundum da sana yıkıp terkettim kenti hoşçakal aşk... kalmışım yad ellerde uykusuz geceler doldurarak hicranla ahla boşlukta yitmiş sesim duyan olmamış kalakalmışım (bozkır sabahlarında dağların ardındaki pus mavisi, sanki uzaklarda kalan sahilleri getirir gibi orada büyük bir deniz varmış izlenimi veriyor.) saat dört bu ıssız başımdan gitmedi geçti bütün geceler uzak yokluğunun çölleri uçurumlar kanımla boğduğum kaç şafak çığlığımla genişleyen daracık göğü sensizliğin bitmedi... benimdi dağ başlarının o sonsuz tütenliği benimdi dalgaların şarkısı fet etmiştim tüm sokaklarını kentin ayaz çaldı fesleğeni gülü ağustos vurdu yalnızlığımın iktidarı çölünde hükümran oldu sen yoksun kış tükendi bahar eski bir öpüş tadında geçti şimdi ben neyleyim... derin denizler biriktim aşkmavi dağlar dağlar çoğaldım aşkvari devran puşt eline düşmüş gülüşü yalak yalak dürüstlüğü yılankavi ben coşkular patlattım hiç kalır fırtınalar biriktim biriktim anlatamadım kar eridi-su kurudu bit dedin bittim işte... çok mu geldim bunca insan içinde bunca iğrençliğin ara yerinde aşka mahcup düşmeyecek birileri gerekti bazan bir an bir yaşama bedeldir kelle verir ah etmezsin bazan onur dağa taşa düşürür hasretlere fit olur da yanarsın git dedin gittim işte... bozkırlar bozkırlar deli bozkırlar vakitler hep ağıt gayrı kime el uzatsan balçık bir aşk vardı ne kaldı bir insan batağı ki başı-sonu yok hadi bul bulabilirsen yittim işte...

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.