Aşka Atılan Zarfsız Mektup-1-

A Ali Koç
0 Altın Yaprak
Hani gözlerimizle bir aşk taşırız hayat olan zaman zaman Kederin beyaza çalar Umudun maviye Sevdiğin zaman mutluluk hissini uyandıran Ama sevince mutluluğu unutturan... Hani yüreklerde bir ayrılık taşırız hüzne çalan an be an Sevdan kırmızıya çalar Yüreğin siyaha Sevsen yanacak gitsen ölecekmiş gibi olursun Ama sevsen yanmayı gitsen ölmeyi unutturan... Aşka ayrılık ve ayrılığa aşk kattım Yüreğimi de gözlerime bağladım şimdi ben Olmadı! Beceremedim bu karmaşayı çözmeyi Kapanmadı yaralar benliğimde ve renkler karıştı bir birine Şimdi burada yani Kayıp kentin pastoral hüznünde Beyazlar daha çok siyah Maviler ise hep kırmızı oldu... Ve artık sevgimin sahipsizliğini anlatmak... ...Sahipsiz sevgimi anlamak kadar güç bende! Ben ağlıyorum ..................Sen gülüyorsun ....................................Hayat susuyor... Ve şimdi, Dudaklarını bende bırakır gibi dokunma kelimelerime Unutma ki; Biz seninle bir dolmuşun içinde Bir zahmet ile biten devrik cümlelerin bile mimarı olamadık... Mavi göğün siyaha bulanmış göz bağından bir yıldız daha boğuldu Ve zaman değirmeninde öğütülen iki hayattan biri öldü artık Ağlayan sen olsaydın bekli de bu kadar kurak olmazdı ayrılık Gözlerinle sağanak halinde yağabilme ihtimalin olurdu tenime Oysa bir provokasyon gibi kaçtın yarım cevaplılığıyla hayatın Sevda olabilecek duyguları sivil bir kar yağışıyla dondurdun nefesinde Seninleyken aşkın kaç kişilik bir oyun olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim Bazen ikiydik seninle ama genellikle tek olmayacak kadar da yalnız... Ekseni değişti artık dünyamın Bir gün karanlık Bir ay karanlık Yani o saçlarını güneşe sattığım günden beri Her yer şey karanlık Ne geceleri uykuya teslim oluyor hayallerim Ne de sabahları gün doğumunda ayaza yaktığım sigaram tütüyor Ve bir hoşça kal daha ziyan ediliyor sevda defterinden Boş yere.... Sahi ilk hangimizin aklına gelmişti? Yani ben ağlarken kimdi bu iki kişilik yalnızlığın mucidi? Seni anlatabilecek tek cümlem olmadı şimdiye kadar Soğuğuna birlikte düştüğümüz şehrin poyraz delikanlılığından beri Ellerinin samimiyetsizliğiyle hep üşüdü durdu parmak aralarım Tüm cam kenarları satılmış şehirlerarası otobüs yolculuğunda Koridor mahkûmu bedenin en iyi ihtimalle Fransız kalması gibi dünyaya Kelimelerim en sıkıcı cümlelerde tamamladı sana olan mecburi hizmeti Prefabrik öznelerimle süslü gecekondu şiirlerim hep bir yasal engele takıldı Ortalığa atıldığım gecelerin kara çalma yalnızlığında seni seninle Yani hiç olmayanı seninle aldatmanın tarifsiz hazzını yaşadım hep Ve artık baba yadigârı portatif kalp atışlarımı emanet edip hıyanetine Ölümümün tatbikatını çalışmaya koyuldum kamuflaj rüyalarda. Biliyor musun gözlerim halen seni ağlıyor Ve tarihi geçen bu yaşlar artık yüreğimi bozuyor Ben gülüyorum ...................Sen susuyorsun ......................................Hayat ağlıyor.... Göz Kalp Ve beyin... İşte aşkın kombinasyonunda tanımlanan müthiş aritmetiğin Bir görünmeyenli denklemi... Gülseydim eğer arkamdan sen diye çağıracaklardı beni Ve gülüyordum sırf kimseye belli etmemek adına içimdeki sevgiyi Yamarken yüreğimi ayrılığın ertesinde dudaklarımda saklıyordum acıyı Böylesi bir utançla başlıyordu cesaretin ardına sığınmış yüreğin direnişi Üç kelimenin mağlubiyetini tatmış şiirleri yedi zılgıtla uğurluyordum çarmıha Oysa karşına sağ çıkmak için binlerce kez ölümü tatdım figüransız bir oyunda Ve yüzlerce Hipokrat`a yemin verdirdim ameliyatımda dokunmasınlar diye sana Oysaki unutmuştum bu çağın yürekleri devrik olurdu bedenlerde Ve aşk sahibimizden sadece bir kereliğine sunulur bizlere armağan diye Sen şimdi hayatın boşluklarından yokuş aşağı hızla bırak kendini Ve merak etme bedenim değmeyecek gözlerine Sen sadece düş... Kod adın Irk ayrımı yapmayan ayrılıkların tendeki lekesi Ve sen biliyor musun? Beş çayını içerken kış saatinde beyaz tenli bir bedeni Sırf gölgesi kendisine benziyor diye öldürecek içimdeki hüzün tenli bedevi... Organlarım arasında bir işlem hatasıydı aslında seni sevmek Ve ben sağlamasını yapmamıştım şimdiye kadar beynimde bizli kelimelerin Oysa sondan başlamak gerekliydi doğrulamak için hayatı Veya varsayımlara dayatmak gerekiyordu tevekkülle aşkı Şimdi düşse doğruluğu taraflarca onaylanmış bir haber ajanslara Üryan bir etkileşim olan aşk yaşlandı dese son dakika haber bültenleri Sevdanın üç virüsün alaşımı olduğu kanıtlansa kanıtlarca Ve paralel iki doğrunun kesişiminin adı acı olarak değişse bilim kitaplarında Kimse bir daha sevmeye yeltenmez belki de Rötar bile yapabilir uçmaya hazır kanatlar Ve aramızda duran kırmızı çizgilerin kan kokulu hudutları yüreğime ölüm kusar Döşediğin mayınlar en çok orada aşk gibi parçalar beni Ve en çok orada oylanır özde soykırım bildirileri... Oysa ben hiçbir coğrafyada ayrılığa ağlamadım Ama şimdi ilk ağladığımla ayrıyım Sen bir taş attın kuyuya Ve artık yaralı içindeki Yusuf... Ben susuyorum ...................Sen ağlıyorsun .....................................Hayat gülüyor Konuşmuyorum artık içimde olduğun hiçbir mekânda Sadece susuşlarım var ekmek tadında Gidene isyan diye mühürledim dudaklarımı Gelecek olana ise hiçbir cümle saklamadım dudaklarımda O da bir süre oyalanıp gider diye nasılsa... Aşk çok kangren bir yaradır susmak ağır olur sevgilim Sen görmesen de düşük yapar umutlar sınırın öbür yakasında Ve bu ağrıları taşıyabilecek hiçbir imge bulunamaz şiire Bundan böyle hiçbir harf senli bir cümleye kurban edilmeyecek Hiçbir kirli söz temizlenmek adına vurmayacak kendini dudak kıvrımlarıma Ve aşkta hiç bir günahım tövbeye sığınıp aklanmayacak tarafımca Seni artçı sarsıntıların ardından ilk bırakan hep kelimelerin oldu Seslendirmeyi başarmadığın kısa metraj filmleri sevmedim hiçbir zaman Senin konuşabilmek için cesaretin yeterli olmuyordu bir türlü Benim ise susmak adına sebeplerim tükenmek bilmiyordu Aşkın ağır yükü sürekli benim omuzlarımda gösteriyordu cesaretini Ve sende olanla da ikimiz ne kadar yaşardık bir türlü tahmin edemiyordum Beyninde asılı duran şikâyet kutusuna attığın saçma isteklerin bedelini Kısır bir döngü ile bedenimde ki tere durmadan nöbet değiştirterek Ve hüviyetimdeki aşkı bilincimden antiseptik bir ağıtla atarak ödedim hep Acil müdahale gerektiren yaralarıma kar yağmasını isterken ben sıcaklığınla Yüzüme bütün guruplarını soyunmuş kan gibi ayrılık tükürdün Sen Ankara`da Doğmadan önce beşiği ayrılıklarla kertilenlere Büyüyünce sadece susmak yakışır... ...Sustum! Ben hep beni anlattım ben kokulu şiirde... ...Şimdi sıra sende!

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.