Sevdanı İman Sayayım Yüreğime

A Ali Koç
0 Altın Yaprak
Kendi yalanlarına ilk kendilerini inandıran erkekler, hayatı aşkla sadece bir kez aldatır... Ya kadınlar Azenya ? Gerçeği en doğru yalanın gözlerinde bile göremeyen kadınları o hayat ölümle kaç kez aldatır...? Adınla şahadeti attım dinimden Ezberine zamansız yakalandım bilesin Şimdi sen; Ya iman ettiğin rabbe yolla beni duayla Ya da bırak, sevdanı iman sayayım yüreğime Bu akşam bir dilencinin avuçlarından izledim hayatı Kimliksiz bir zamanı yürüdüm yokluğun çıplak adımlarıyla En sensiz yanlarımda biletsiz yolcu tedirginliği Sokaklar sevdim Kalplerinden sevda sızdıran güzelim cesetler Dilimden tarifin imkânsız ağıtlarını büyüttüm yalnızlığa Hasretti zamanın ihtilali Ve ölüm! Her aşkın ortak lehçesi Adıma vurduğun sevda kadardı seni susuşum Her düş gerçeğe binlerce acı barikatladı gözlerinden Hayat bir sen olamayacak kadar değersiz Varlığın ise ölümü aratacak kadar isimdi yüzümü nereye dönsem Kanlı bir sevda savaşıydı artık bu gökyüzü ve toprakla Susun pusa karıştığı bir çığlıktı aranan... Yankısız! Suyun ve ateşin dilini aynı anda konuşmak Eski bir hayatı güneşte ısıtıp yeniden yaşamaktı suretimde başka sen kalmayıncaya dek Ben seni nerenden öptüysem orası başkenti oldu ölümün Ayrılıktan bozma nakaratlarınla yağmalandı durdu dudaklarında bedenim Yankılar birikti kulaklarıma sessizliğin ardı Lanet olası bir acı Soluk benizli istilalarla boğuştu gözlerimin siyahı her şafak Teninde kapanan her yara bedenimde sen kanattı durmadan Sınırsız uzaklığıma yıkılmış şehirler sürgün ettin ihtimallerinle Ellerin sevdamın en çocuk haline bile bir günah kadar yabancı durdu hep Gözlerimde bulutlarından çizilmiş suluboya bir resim Yokluğun göz yaşı koktuğunu ben seninle gördüm Zamanı gün hızıyla takvimlerken ömür zamansız yakalandım hayata yasadışı hüzünlerimle Kabullenilmiş bir ayrılık oldum Yarına hep dün Sonun başlangıcı sonuç yazmaya çalıştığı bir sonbahar Hep sahte ve yorgun bir tebessüm gibi eğreti durdun yüzümde Çözemedim bir türlü acının üzerine sen diye giyindiğim hayatın mutluluk olamayacağını Varlığın geceye güneşi doğurmaya çalışan dağların buz tutan yalnızlığı gibiydi Yokluğun ise o ayaza çırılçıplak yakalanmak Hayat mı bu kadar karanlıktı Yoksa karanlığın ta kendisi miydi hayat Çözemedim Azenya Fakat kokunu getirecek herhangi bir rüzgâra ruhumu teslim etmeye hazırdım Saçlarınla bir tuttuğum güneşe gözlerimi İçinde senin olduğun bir düşe bütün gerçeğimi Umut Kısır kadınlarımda evliya türbeleri Sonunu kendi elleryle yazan bir savaşçı hiçbir zaman kendini rezilce öldürmez Her savaşın mağlubu muzafferidir aynı zamanda mağlubiyetin Çünkü her son bir kahraman ister kendine Oysa ben ne yürekli savaşlar kaybettim içimde sonu kölelikten öteye gitmeyen Sen uykuya kararan gözlerin kâbusa ağarmasını bilir misin Ya yetim bir çocuğun gözlerindeki isyanı Hayali düşürdüğün umuda kan Gerçeğe düşürdüğün yokluğa ölüm bulaşır Ve ikisinin toplamından çıkan her zaman hayattır Her mutluluk bir keder taşır özünde Her gözyaşı bir gülümseme Çekilen çilelerin mükâfatı hep öncesidir sabrın Vuslata erebilmenin tek yoludur huzuru terk Sesin ardı hiçkırık Susmanın bedeli ihanet Kaç mevsim aşk kokardı aşk? Bilinmez! Yalnızlık Allaha mahsus deme bana Çünkü tüm gidişler S/ona/ Seni tuzunla tanıdı hep tenim Dünüme sızdırdığın acılardan yarına kabuk tutacak bir yara üretemedim Ne aşkı yazabileceğim kadar bende yaşadın Nede yazdıklarımı yaşayabilecek kadar aşk oldun Kandine en az içindeki ben kadar yabancıydın Her şafağa gün batımı kadar karanlık Hangi sıcaklıkla yoğurduysam sensizliği bir ölüm bile edemedi Tene bürünemedi bir türlü zamanla harmanlanan umut Saklımda bir yalnızlık oldun hep Ceplerimde ayrılığa tok bir ruh Kaç ölüm yazdıysan bana yaşadım Ve gözlerimi açtığım hayata gene seninle başladım Oysa aşk; cahilin cesareti değil aklın korkaklığıymış Anlayamadım! Ne ben gitmeyi başarabildim senden Nede sen bu sevdayı sayabildin kendinden Artık konuşsan da bu aşk hak etmeyecek yaşamı Biz seninle feryada hazırlanan bir kadının anneliğe topladığı sancılardan ibarettik sadece Senin yalanların beni düşürdü Şimdi acıya teselli bile değiliz Sevdan bir çocuğun ellerinde yemeye kıyamadığı ekmek Biliyorum Azenya, biliyorum Bu hasret beni bir çırpıda tüketmeyecek Ayrılıkların sonu vuslat olsaydı her acı sadık kaldırdı hayata Belki o zaman toprak yuttuğu gibi yeniden doğurur Kalanlar bile artık hatırlayamazken bizi, gidenlerde unutamazdı belki Ve ben içimdeki karanlığa inat beklerdim gidişini sessizliğime Sana yakın hayallerle avunur, düşümü acılarına yatırırdım sensiz ve sabırlı Yokluğunu adım bilen çocuklara varlığını şahadetime katıp anlatır Kefenimi kokunla biçen rüzgara gözlerimdeki ölümsüzlüğünle belki de çok gelirdim Kim bilir belki de gelirdim Eğer beni gözlerinin renginde sevebilseydin her şafağa karanlığı ellerimle silerdim Oysa; Bulutlarına suyun resmini çizen kaç gökyüzü yüzdürebildi ki gemilerini umuda Şimdi bana inanabileceğim bir yalan söyle Sancılarımdan derlenmiş ve kalbin cehaletinden yoksun Mutsuz çocukların gözlerindeki keder kadar üryan Bana inanabileceğim bir yalan söyle Son nefesini veren bir hastanın dudaklarından emanet Bir devrimcinin uğruna işkenceler çektiği dava kadar onurlu Bana inanabileceğim bir yalan söyle Söyle ki; Beni bir hiç yerine koyan kalbine bu var gücümle son girişim olsun Sevdayı terk sayan gözlerine iman eden yüreğim ölümü sen saysın Bu sevdanın kutsallığına bin yemin sığdırırımda, tene bürünürse nefretim, gözlerimden dökülürsün. İnkârın taşıyamaz bu yükü... Bu akşam bir dilencinin avuçlarında izledim hayatı Ve adınla başladım bildiğim bütün dualara Adınla başladım! Yoktan var olmak adına Uzun bir soluk lazım şimdi hayata, yeniden ölebilmek için Azenya

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.