S E M A Z E N

A Arzu Eşbah
0 Altın Yaprak
"…kendi çizgimin, en kırılgan sahnesinde yürüyorum ey zaman parmak izlerin, kederimde karabasan, büyüyorum an be an…" l sen bilemezsin şeklin, mânâyı yendiği gecelerden geliyorum ben adamların, umudu yağmaladığı cümlelerden kırık dökük anıların cirit attığı, pıtrak tarlası güncelerden renklerin hükmünü yitirdiği -tıpkı aydınlık gibi- umarsızca tüketildiği tuvâllerden geliyorum dahası akrebin yelkovana darıldığı hızır'ın, gül dalına uğramadığı mevsimlerden yıkılan yılların altından geliyorum ben, derinlerden kadınların, tabulara gömüldüğü öykülerden ll bütün fay hatları içimde kırıldı benim, bütün aynalar yüzümde o kırıklardan sızdım ürkerek güne tutulduğum cümle geceler, hevesle aktı sehere ve çölde, ay küskünü bir gecede, ben öldürdüm mavi ışığı yorgan oldu tarihe dipsiz sızı şimdi sûretimin tek durağı, şehrin, o katran karası yalnızlığı geç kaldım, hep geç ne sesli harflere yetişebildim ne de virgüle darmadağınık şimdi vezinlerim, susuyorum elimde bir ünlemle geç kaldım satır başlarına geç yanlış şıkkıydım soruların sınanan, cevapların, hükmünü yitirdiği an zulme bağışlanan, o her damla yaşta yeniden boğulan, umut kırıntısı nereye gidersem gideyim, insanlığın, (t) uzağına düştü, adımın yazgısı yangına maya oldu dokunulmazlığını ellediğim bütün şehirler öptüğüm bütün seslerden vuruldum sokulduğum şiirlerin, ikiz kardeşiydi lügâtlerde zemheri izleğim aşikâr, im'lerim g i z l i…/ imrendiğim, bütün tepeler yüksekti benim, çok yüksek bütün selamlar eğrelti hep, hancıydı acı, ne sorguladı ne de anladı yazılmayanı inkar etmiyorum, suçluyum, ben üfledim bütün mumları cümlelerin en topalını ben kurdum sıradanlığın mümbit kucağında, ben çıkarttım isyanları karanlığı da ben doğurdum, yağlı bir ilmeğin ucunda yalnızlığı da (!) bana yazıldı ayrılık şarkıları en kırılgan yanından yaralandı a r z u l a r ı m tüm tabuları ben yıktım, yaktım yasak diyen satırları yargılandım ve bakışlarıma sürüldü kâinatın münzevi karanlıkları işte, o karanlıkla büyüdü keşkeler bak, nasıl da semiriyor dizelerde ıskaladığım mevsimler gecenin, sayrı zamanlarında, saçımı okşamaz oldu büyüdüğüm öyküler ninniler küstü neden böylesine hüzünlü şimdi gölgesinde serpildiğim çınar neden sustu sevdayı çalan gramofonlar ya arnavut kaldırımları, ya onlar niye döndü sırtlarını neden ışıksızdı hep tünellerim sığındığım kucaklar neden hep yoksul -gülün, titreyen sesindeki parmak izleri de mi benim gülü de mi ben incittim- heyhât, azap yangını dilimde geçmişim küçük harflerle yaşadım ya hayatı umarsızdı ya düşlerim ben oldum bütün imlâ hatalarının doğurgan anası yıllar yılı, hevesle konakladı dallarımda vesvese kuşları lll bu fasıl, (s) aklanmak için açıldı hepten neden hâlâ hesap soruyor adamcıklar küllerimden, neden lV şuramda, işte tam şuramda, ağusu sez(e) mediğin hecelerin lânetlenmiş kavimlerin, suskun telaşında şimdi yüreğim -yılmış ağdalı güncelerden- V yine de ben durup durup, sana dönüyorum, her satır başında yeniden bir damla yaş bırakıyorum geceye, duru, arta kalan son heceden olur da gelirsen…/

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.