Tat almadan geçiyorken gençliğim ellerimden tutan, ruhumdaki karanlıkları aydınlatan ve parçalanmış yaşantıma anlam katan.. SENDİN……
Önce 9 ay 10 gün sürer bekleyişi bir annenin, sonra sancı dolu saatleri izler uykusuz geceler... şaşkındır, telaşlıdır bir o kadar da heyecanlı... alt üst olmuştur yaşamı...…
Sahile vuran köpük köpük dalgalar içinde hayatımın bir bölümü karaya ulaşırken diğer yarım denizde kalır...…
Atlıkarıncalar gibi sana dair kurduğum düşlerimi, ışık tutsunlar önüme diye; Aylak gezen yıldızlara emanet etmiştim…
Dayan kalbim, masum askina düsen hüznünü dagitip yine kuslarin civiltisiyla uyanacak en güzel yerinden baslayacaksin hayata.…
Bir gün daha batıyor… Acısını, tatlısına katıyor yokluğun... Ne bir resim aldım, ne de bir mektup yanıma sadece fal tuttuğumuz hani o tek yaprağı olan papatyamızla,…
Bir temmuz aksamiydi… Gozlerinin mavisiyle denizler, saclarinin kivrimlariyla dalgalar dans ederken tanidim seni……
Gitme sevgilim, gitme Gidersen, bil ki ölürüm! Önce göçebe hayaller karşılar beni…
Kimdin sen…bilemedim hiçbir zaman Belki sahilde geçim derdinde bir simitçi Belki de emrinde yüzlerce askeriyle bir komutan……
Dipsiz kuyularda bırakıp gittin… Haykırmak vardı ardından, terk edilmişliğe isyan etmek, etekteki taşları bir bir dökmek…
Seni yazmak için yine kalemle buluştu ellerim... Aklımda, kağıda dökülmeyi bekleyen yüzlerce kelime yüreğimde sen……