Ve Tanrı...

E Ercan Cengiz Ercan Cengiz
0 Altın Yaprak
Ve Tanrı Ağlamasını Öğretti birkaç kişi vardı yan yana doğurduklarında tanrıyı önce koruma, sonra elçileri oldular bir edip uçurduklarında henüz keşfedilmemişti gökyüzü emirlerini bıraktıkları yerlerde, dönüp paylarını aldılar görünmez görünür olduğunda gür ormanın örttüğü en yüksek dağları seçilirdi sayıları çoğalırken atlıların, sınırları ayrılırdı ortadan karışmasın diye çıkarları ve erkin korunması adına ordudan orduya gidildi ordular, karşı orduları beslediğinde boğaz boğaza kılıçları biçildi iktidar adına bezlere semboller çizildiğinde kiminin sınırları daralır, kiminin ordusu büyürdü işle ev arasında dönüp duranlar erkin önünde koşulsuz diz çöktüler diz çökmeyenlerin kellesi bir bir tanıtılırdı meydanlarda böyle geliyordu yasalar korkuyla büyürken nesiller kurallara, kuralları bindirdiler daha ince dokunmuş ayrıntılar hesaplanmış olarak ne olduysa asilere kanatlandırıp uçurduklarında uçaklar, füzeler yoktu henüz tanrı, kula ağlamasını öğrettiğinde kul yalvarmasını öğreniyordu güneş, gülmesini öğretirken doğaya su, arınmasını günahlarından ve toprak, bütünleşmesini insanın ve insan, bencilleşiyordu durmadan törelerinden kalma hastalıklarıyla tanrının önünde zenginler boy verirken kıt kanat geçinen yoksullar, sınırlarını dinamitliyordu onların Ve Tanrı Azrail'i Öğretti Azrail de bir melekti kocaman iri gözleri ve kanatları vardı bembeyaz keskin bilenmiş o ışıldayan tırpanlarıyla ve hançerleri vardı onların resm'edilmiş gözlerini getirdiğinde gözlerine ya son nefesindi senin, ya da ona yakın bir yerde ortadan parçalanırken kalbin senin Azrail'in benim diyordu dolmuştu vaden, dolmuştu ne yaşının önemi, ne yaşayışın anlamlıydı güçlü parmaklarıyla bedenden koparıp alırken canını arkasında safa duranlar tanrının kulu demekten ve helal etmekten başka hakkını ellerini açıp yüzlerine sürerdi ellerini ve Azrail çekip giderdi o zaman Ve Tanrı Cehennemi Öğretti gidenlerin gelmediği demir parmaklı kapısının açık ve büyük kazanların kurulduğu ateşten yerlerdi cehennemin yolunda düşenler düştükleri yerde kaldılar kaldıran olmadı kapısında bir zebani, asırlardır elinde mızrak ve pos bıyıklarıyla dişlerini sıkıyordu son kontrol noktasında ve inceden inceye sorgularken kabaran dosyaya düşüyordu notu ve üst üste yığılan suçlular ateşi gürletirdi durmadan yeri bilinmez, gizli bölmeleri vardı mutlu azınlığın elinde iki metre derin… ve bereketli topraklardan uzak mıydı kim bilir, yoksa yakın mı karanlıkta kalırdı dönüp geleni olmazdı kapısından su görmezdi yoluna döşenen taşları dumanı tütmeyen ateşin… ve büyük, ve alevden çukurları vardı yandıkça dibini eşen zindana benziyordu kapısı ve zindan başının işi tanrıya sadık kalmaktı Ve Tanrı Cenneti Öğretti hurilerin dört gözle beklediği çift kanatlı, şifreli kapısı vardı tanrının sadık kullarına açılmış bolluk, bereket içinde türlü türlü meyvenin olduğu tadına doymaya dikilmişti niyet edenleri ılık suda temizlemeye çalışırdı bir mılla gidenler dönmedi Adem ile Havva'nın dışında bol güneşli diyorlardı, sarı-yeşil başaklar ve anadan doğma yürürdü insan dünyadakinin aksine kavgasızdı yemişlerin altı uzun sarı saçları ve renk renk gözleri vardı huzura erişenlerin ölüme yakınlaştıkça kulları üst üste binen günahları bir bir indirmek için sırtından keşfedilmemiş yollara girdiler ve huriler, içinden mi seçilirdi gidenlerin yerlileri miydi, bilinmez erkenden sıraya girenler çeşit çeşit rüyaları hayra yorar içi buruk, dualarını okurlardı günahlarının farkına varanlar gizli gizli yalvarırlardı ulaşmak için cennetin yoluna Ve Tanrı Meleği Öğretti iyi haberlerini versin diye gökyüzünün derinliğinden tanrının eliyle ve melekler kanatlı görünürdü iyi ve kötü huyluydular, sağ ve sol omuzlarda ve kanatlarında beyaz ve pürüzsüz yüzleri vardı kimsenin dil uzatamayacağı seslerinde bir doyum, her dilden anlaşılan yüceliğin kayıtsız, şartsız tılsımı yola getirmesini bilirlerdi ve melekler bebelerin yüzlerinde mazlumca gezinirdi ki bebek iken ölenler kavuşmak için meleğe günahsız deyip gömülürdü toprağa ve arkasından mavi uçmak için gökyüzünde sel olup akardı gözyaşları annelerinin Ve Tanrı Şeytanı Öğretti günahlarının kuramcısı, yönlendiricisi olduğunda ve ateşleyicisi olarak karanlıkların sivri uzun boynuzlu görünürdü rüyalarının derinliklerinde onların sayfalarına inerdi çekinmeden şeytana uyanlar, yıkadıklarında kanlı ellerini artık çekilmişti karanlıklar ve birkaç taş attıklarında alnının çatısına diye şeytanın aklanırlardı huzurunda tanrının ve şeytan bir melekti kimine rehber, kimine hedef olmuş ve böyle örtünüyordu suçları zavallı insanların şeytana uymuştu bilinirdi ki her mecliste şeytana uyma evlat denirdi denirdi de kim dinlerdi şeytana uyanlar, temizlemek için günahlarını sıra sıra girerlerdi sıraya tanrı görür, duyardı onları nasıl hizaya geldiklerini… Ve Tanrı Parayı Öğretti para güç demekti tanrının gücünün toplanması hakim eller altında tanrının iktidarını yapardı kanunu doğuran paraydı parayı doğuran kanun besleyedurur silahı tanrı, kanun ve para madenin izini sürsünler sınırları aşıp gittiklerinde açtılar, doymak için kana arkasında nizami ordularla yerlilerini öldürüyorlardı bir bir ve toprak bilmiyordu tecavüzü işgalcilerin nefesini tanıyıncaya ne silah, ne para, ne zulüm… toprak görmemişti tanrıyı su görmemişti, güneş görmemişti yeni 'değer' kazanınca toprak tanrının elindeydi kitabı ve yerlilerin kesilen başlarından toprağa damlarken kanı tanrının cennetinde doğan zulmü cehenneminde bir başka yakıyordu insanı asilerin sırtına indikçe kırbaçlar keşfedilirdi cehennem ne cennet, ne cehennem bilmezdi insanın dışında yaratığı ne kurt, ne çakal… bilirdi hayvanlara kapalı iki kapı, kullara açıktı ve cehennem - cennet arasında gidip gidip gelenler, hurileri seçtiler huzur bulduklarında yemişlerin altında üst üste gömülüyordu ölenler bozulmasın diye 'huzur' bekleyedursun zebaniler, cennette huriler bekleyedursun cehennemde iktidarı tanrının ve yıkımdan sonrası paranın yaptığı kapı ne yandan çalsan açılırdı tanrıya tanrı parayı öğrettiğinde kolluyordu erkini para yasayı doğurduğunda tanrının eline yasa besliyordu parayı masumiyetini kaybeden ellerde sıkışıp kalınca tanrının kilidi huriler ki cennet yerine, iktidar olsalar cehennem kapısında ve zebaniler gitseydi hurilerin yerine uzansalardı bol yemişli ağaçların altına tanrının hesaplamadığı… bir başka dünya adım adım tanımlardı her şeyi elinde para satın alınca cennet meyvesini cehenneme kesmek için bileti zorbalar uzatırdı demetle parayı .... ....

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.