Ve Tanrı...
E
0
Altın Yaprak
Ve Tanrı Ağlamasını Öğretti
birkaç kişi vardı yan yana doğurduklarında tanrıyı
önce koruma, sonra elçileri oldular
bir edip uçurduklarında henüz keşfedilmemişti gökyüzü
emirlerini bıraktıkları yerlerde, dönüp paylarını aldılar
görünmez görünür olduğunda
gür ormanın örttüğü en yüksek dağları seçilirdi
sayıları çoğalırken atlıların, sınırları ayrılırdı ortadan
karışmasın diye çıkarları ve erkin korunması adına
ordudan orduya gidildi
ordular, karşı orduları beslediğinde
boğaz boğaza kılıçları biçildi iktidar adına
bezlere semboller çizildiğinde
kiminin sınırları daralır, kiminin ordusu büyürdü
işle ev arasında dönüp duranlar
erkin önünde koşulsuz diz çöktüler
diz çökmeyenlerin kellesi bir bir tanıtılırdı meydanlarda
böyle geliyordu yasalar
korkuyla büyürken nesiller
kurallara, kuralları bindirdiler daha ince dokunmuş
ayrıntılar hesaplanmış olarak
ne olduysa asilere kanatlandırıp uçurduklarında
uçaklar, füzeler yoktu henüz
tanrı, kula ağlamasını öğrettiğinde
kul yalvarmasını öğreniyordu
güneş, gülmesini öğretirken doğaya
su, arınmasını günahlarından
ve toprak, bütünleşmesini insanın
ve insan, bencilleşiyordu durmadan
törelerinden kalma hastalıklarıyla
tanrının önünde zenginler boy verirken
kıt kanat geçinen yoksullar, sınırlarını dinamitliyordu onların
Ve Tanrı Azrail'i Öğretti
Azrail de bir melekti
kocaman iri gözleri ve kanatları vardı bembeyaz
keskin bilenmiş o ışıldayan tırpanlarıyla
ve hançerleri vardı onların
resm'edilmiş
gözlerini getirdiğinde gözlerine
ya son nefesindi senin, ya da ona yakın bir yerde
ortadan parçalanırken kalbin
senin Azrail'in benim diyordu
dolmuştu vaden, dolmuştu
ne yaşının önemi, ne yaşayışın anlamlıydı
güçlü parmaklarıyla bedenden koparıp alırken canını
arkasında safa duranlar
tanrının kulu demekten ve helal etmekten başka hakkını
ellerini açıp yüzlerine sürerdi ellerini
ve Azrail çekip giderdi o zaman
Ve Tanrı Cehennemi Öğretti
gidenlerin gelmediği demir parmaklı kapısının açık
ve büyük kazanların kurulduğu ateşten yerlerdi
cehennemin yolunda düşenler
düştükleri yerde kaldılar
kaldıran olmadı
kapısında bir zebani, asırlardır elinde mızrak
ve pos bıyıklarıyla dişlerini sıkıyordu
son kontrol noktasında ve inceden inceye sorgularken
kabaran dosyaya düşüyordu notu
ve üst üste yığılan suçlular ateşi gürletirdi durmadan
yeri bilinmez, gizli bölmeleri vardı
mutlu azınlığın elinde iki metre derin…
ve bereketli topraklardan
uzak mıydı kim bilir, yoksa yakın mı
karanlıkta kalırdı
dönüp geleni olmazdı kapısından
su görmezdi yoluna döşenen taşları
dumanı tütmeyen ateşin…
ve büyük, ve alevden çukurları vardı yandıkça dibini eşen
zindana benziyordu kapısı
ve zindan başının işi tanrıya sadık kalmaktı
Ve Tanrı Cenneti Öğretti
hurilerin dört gözle beklediği çift kanatlı, şifreli kapısı vardı
tanrının sadık kullarına açılmış
bolluk, bereket içinde türlü türlü meyvenin olduğu
tadına doymaya dikilmişti
niyet edenleri ılık suda temizlemeye çalışırdı bir mılla
gidenler dönmedi Adem ile Havva'nın dışında
bol güneşli diyorlardı,
sarı-yeşil başaklar ve anadan doğma yürürdü insan
dünyadakinin aksine kavgasızdı yemişlerin altı
uzun sarı saçları ve renk renk gözleri vardı
huzura erişenlerin
ölüme yakınlaştıkça kulları
üst üste binen günahları bir bir indirmek için sırtından
keşfedilmemiş yollara girdiler
ve huriler, içinden mi seçilirdi gidenlerin
yerlileri miydi, bilinmez
erkenden sıraya girenler çeşit çeşit rüyaları hayra yorar
içi buruk, dualarını okurlardı
günahlarının farkına varanlar gizli gizli yalvarırlardı
ulaşmak için cennetin yoluna
Ve Tanrı Meleği Öğretti
iyi haberlerini versin diye gökyüzünün derinliğinden
tanrının eliyle
ve melekler kanatlı görünürdü
iyi ve kötü huyluydular, sağ ve sol omuzlarda
ve kanatlarında beyaz ve pürüzsüz yüzleri vardı
kimsenin dil uzatamayacağı
seslerinde bir doyum, her dilden anlaşılan yüceliğin
kayıtsız, şartsız tılsımı
yola getirmesini bilirlerdi
ve melekler bebelerin yüzlerinde mazlumca gezinirdi
ki bebek iken ölenler kavuşmak için meleğe
günahsız deyip gömülürdü toprağa
ve arkasından mavi uçmak için gökyüzünde
sel olup akardı gözyaşları
annelerinin
Ve Tanrı Şeytanı Öğretti
günahlarının kuramcısı, yönlendiricisi olduğunda
ve ateşleyicisi olarak karanlıkların
sivri uzun boynuzlu görünürdü
rüyalarının derinliklerinde onların
sayfalarına inerdi çekinmeden
şeytana uyanlar, yıkadıklarında kanlı ellerini
artık çekilmişti karanlıklar
ve birkaç taş attıklarında alnının çatısına diye şeytanın
aklanırlardı huzurunda tanrının
ve şeytan bir melekti
kimine rehber, kimine hedef olmuş
ve böyle örtünüyordu suçları zavallı insanların
şeytana uymuştu
bilinirdi ki her mecliste şeytana uyma evlat
denirdi
denirdi de kim dinlerdi
şeytana uyanlar, temizlemek için günahlarını
sıra sıra girerlerdi sıraya
tanrı görür, duyardı onları nasıl hizaya geldiklerini…
Ve Tanrı Parayı Öğretti
para güç demekti
tanrının gücünün toplanması hakim eller altında
tanrının iktidarını yapardı
kanunu doğuran paraydı
parayı doğuran kanun besleyedurur silahı
tanrı, kanun ve para
madenin izini sürsünler
sınırları aşıp gittiklerinde açtılar, doymak için kana
arkasında nizami ordularla yerlilerini öldürüyorlardı bir bir
ve toprak bilmiyordu tecavüzü işgalcilerin nefesini tanıyıncaya
ne silah, ne para, ne zulüm…
toprak görmemişti tanrıyı
su görmemişti, güneş görmemişti
yeni 'değer' kazanınca toprak
tanrının elindeydi kitabı ve yerlilerin kesilen başlarından
toprağa damlarken kanı
tanrının cennetinde doğan zulmü
cehenneminde bir başka yakıyordu insanı
asilerin sırtına indikçe kırbaçlar keşfedilirdi cehennem
ne cennet, ne cehennem bilmezdi insanın dışında yaratığı
ne kurt, ne çakal… bilirdi
hayvanlara kapalı iki kapı, kullara açıktı
ve cehennem - cennet arasında gidip gidip gelenler,
hurileri seçtiler
huzur bulduklarında yemişlerin altında
üst üste gömülüyordu ölenler bozulmasın diye 'huzur'
bekleyedursun zebaniler, cennette huriler bekleyedursun
cehennemde iktidarı tanrının
ve yıkımdan sonrası paranın yaptığı kapı
ne yandan çalsan açılırdı tanrıya
tanrı parayı öğrettiğinde kolluyordu erkini
para yasayı doğurduğunda tanrının eline
yasa besliyordu parayı
masumiyetini kaybeden ellerde sıkışıp kalınca tanrının kilidi
huriler ki cennet yerine, iktidar olsalar cehennem kapısında
ve zebaniler gitseydi hurilerin yerine
uzansalardı bol yemişli ağaçların altına
tanrının hesaplamadığı… bir başka dünya
adım adım tanımlardı her şeyi
elinde para satın alınca cennet meyvesini
cehenneme kesmek için bileti zorbalar
uzatırdı demetle parayı
....
....
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş