ağlama çocuk, ağlama gülüyorsa toprak, güneş gülüyorsa yıldızlar varsa hala karanlığa inat güneşi karşılamaya…
Gittin Gideli -geleceğini bilsem sancılarımı susturur ıslak ıslak gülerdim oğul- zaman dediğin üç ayaklıdır bir ayağı kesik taya benzer kaşlarını çatma artık, değmez eğilmesin alnının çizgisi, eğilmesin duvar eskidi, bense yaşlandım gözlerinde ışık, yüzünde mimik tutunmasın acıya -iki insan aynı yoldaysa haince arada saklanır zaman- biri birine eğmişse boynunu duymazdan görmezden gelir öteki öldükten sonrasını bilmem her ağacın ve buğdayın yuvarlaktır gövdesi ve dört bir yanadır damarı gövde düşünce dal kurur tohum çürür oğul mumyalansa insan geriye ne kalır tipi - yağmur, ışık ve karanlık daha bir şiddetle vurur birbirine hangisine yaransam oğul, hangisine aşkla muhabbete kalkmışken bir fakiri kurtarsan, bir zalim yıkılır ki düşer ayaklarının önüne günleri unuttum artık, ezip geçtim yılları kuş-kartalla, akrep-yılanla yol almadan, yol aldı beni -ağlayan kendine ağlar bu zaman gülense bir sahtekar- yürü oğul yürü ölüm bana daha yakın durur bir bulutun üstünde kar beyaz bir ağaç gördüm ki iç çeksem kurşun yağacak
Ezgilerde Kaldı Yüreğim, Nisan 2005
- Adsız Fırtınalar Doğuyor, Mayıs 2009
- Toprak Tutsun Külümü, Eylül 2011
Ercan Cengiz şiirleri
Aşk dediğin Güneş gibi olmalı Güneş gibi de özgür Benim güzel kardeşim,…
ahh 'aydınlar', 'aydınlar'ımız kralın saksısındaki çiçekler bir adım önde görüyorlar kendini yoksullardan 'bir adım önde'…
kapımız açık, bacamız tütmüyor diye bayram bize gelmiyor karşılamaya elbise giyinsek şöyle ütülü, fiyakalı…
ben İstanbul'da doğsaydım kardeşim sevgilimin rüzgarla sevişen o sarı saçlarını anlatırdım size belki Uludağ'da kendini gösteren o çınarın dibinde akan bir parmak suyla taşırdım is…
kölelerin isyanı üzerine ne sistem yaratmış beyler beyler ki, yerin-göğün sahipleri ikiye bölmüşler insanı…
bugün kimse karışmasın bana ne rüzgar, ne yağmur güneş hatta, sen sevisini içtiğim çocuk, öyle doluyum ki bugün…
bir dünya attılar önüme gülleri solmuş, büzülmüş dikenleri ok gibi kurumuş cayır cayır batıyor canıma…
Bu kaçıncı sancındır Dersim Munzur'un sesine bıraktığın Bu kaçıncı sancın…
seni anlatmak, anlamak seni tanımaktır o kutsal emeği seni anlatmak, kavuşmaktır özgürce dünyanın öbür ucundan da olsa…
gölgemi kovalıyorum dost her sabah bir başka kavganın startını alırken güneşten durmaksızın, bıkmaksızın…
-hikaye anlatıyorum, hikaye takılmasın diye ayaklarım- bugün oturdum saydım…
hoşçakal güneş, toprak, su, gökyüzü demeye zamanın olursa eğer hoşçakal gidiyorsun işte, gidiyorsun sancını yüreğinde saklayıp resmin son karesine sığdırdığın yüzünle…
vur ha vur kim öle, söyle kim kaleler yıkıldığında neyim var ki…
Sen bir inci olsan Kem göze gelsen Ben bir kabuk olur Korurdum seni…
15 / 22 gösteriliyor