Osman - 2
G Gürkal Gençay
0
Altın Yaprak
“Malabadi Köprüsü” türküsünü
hep ağlayarak söylerdi.
hani;
“orda başladı bitti,
şu garibin öyküsü” diye devam eden.
neden ağladığını bilmezdim.
belki o da bilmezdi,
belki bilirdi de söylemezdi.
ama;
ne zaman bir araya gelsek
ve türkü söylesek
o, hep Malabadi Köprüsü'nü söylerdi.
*
Küçükçekmece köprüsünün başında,
bir haziran gecesi vurdular onu.
karpuz sergisindeymiş.
uyuyormuş.
belki de köprünün öbür başında,
kendisine gülerek el sallayan
yavuklusunu görüyormuş.
bin dokuz yüz yetmiş altı yılıydı
daha on altı yaşlarındaydık.
ne onun, ne de benim
bıyıklarımız bile terlememişti daha,
sesimiz kalınlaşmamış,
boy atmamıştık.
yani daha çocuktuk
ve bizi mutlu eden “sol”culuk oyunları oynardık.
*
Küçükçekmece köprüsü başında
bir sergide,
karpuzları beklerken
sırtından vurmuşlar.
uyuyormuş.
sinsice yaklaşmışlar,
hiç kalmamacasına
bütün kurşunları
onun çocuk vücuduna saplamışlar.
rüyasında gördüğü
ve kavuştuğu, yanağını öptüğü yavuklusunun
ellerini tutamadan ayırmışlar.
*
belki;
Malabadi Köprüsünün öbür başındaki
sevgiliye ağlardı.
belki de anasına,
belki de bize söylemediği bir derdi vardı.
hiçbir zaman bilemedik.
aslında merak da ederdik.
ama, deşmemek için acısını,
kanatmamak için yarasını
ona söylemezdik.
mutlu çocukları oynardık hep.
gözlerimize yalancı mutlulukları takıp da
türküler söyler,
sevdalarımızı anlatır,
uykularımızdan borç alıp
gecenin geç vakitlerini üleşirdik.
bağdaş kurup da oturduğumuz
yatakta uyurduk bazen.
kah omzumuzu, kah dizlerimizi
birbirimizin başlarına yastıklardık.
aynı fabrikada çalışırdık.
iki gözünü hiçbir zaman dolduramadığımız
yoksul sefertaslarını yüklenip
telaşla evden çıkardık.
aynı mahallenin çocuklarıydık.
ben Küçükçekmece Kumsal'da otururdum
o Cennet mahallesinde.
aramızda Küçükçekmece köprüsü vardı yani.
iş çıkışı aynı minibüse biner,
aynı yolları arşınlardık.
aslında çok eskilere dayanan
bir dostluğumuz yoktu.
daha yaşımız-başımız neydi ki,
taş çatlasa on beş-on altı yaşlarındaydık.
babadan-atadan kalan bir tanışıklığı da
miras almamıştık.
ama; sevmiştik birbirimizi,
güvenmiştik.
ve kemikleşmiş bir dostluk köprüsünü
Malabadi gibi
minik yüreklerimize atmıştık.
*
Osman'ı;
haziranda,
sırtından vurmuşlar.
uyuyormuş.
Küçükçekmece köprüsü başında
bir karpuz sergisinde.
onunla “sol”culuk oynadığımız
bahçeleri yakmışlar.
ödünç aldığımız mutluluğu
ve hesapsızca harcadığımız kahkahalarımızı
çocuk yüzümüzden çalmışlar.
gökyüzünün tavanına astığımız
lambaları karartmışlar.
ve sadık bekleyişinde serginin
karpuzları öksüz bırakmışlar.
*
şimdi yıllar geçti aradan.
yer yer beyazların olduğu sakalım çıktı
ve bıyıklarım.
ama, boy atmadım ondan sonra.
ve omuzlarım başına yastıkladığım yükseklikte kaldı.
gözlerimde hala o çocuksu bakışlar
hala o yürek,
çarpan ikimiz için
ve tek başına
ve bıraktığı yerde
yarım kalmasın diye oyunumuz
“sol”culuk bana kaldı.
aklıma geldikçe çocuksu gözlerle bakan yüzü
içerim yanar,
ciğerim kanar.
küçük “sol”cuyu
takibinde puştun alçakça
gaflette buldu
ölümün kahpesi, kalleşi, kötüsü
kızgın bir acı yüreğim yakar
Küçükçekmece köprüsü ah...
Küçükçekmece köprüsü
orda başladı bitti,
bu garibin öyküsü.
(1976 yılında Küçükçekmece köprüsü başında vurulan ve “Malabadi Köprüsü” türküsünü ağlayarak söyleyen,dostum Elazığ'lı Osman KAPTAN'ın anısına.)
12.Haziran.2000.Pazartesi-15:00
İSTANBUL
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş