Yakışır Sana

G Gürkal Gençay
0 Altın Yaprak
korkularımın hendeklediği tiz bağırtılarla sırtıma gebeleniyordu ölümler. umudumu yormak bahasına yüreğim kalyonunda arıyordu sakladığın sevdayı. fesleğen çiçeği yanağından solmayan öpüşler, kavgaya bilenmiş yürekler yolladım yitik sevdalara anı olsun diye. kulaçladığın suların yüzüne, tırnaklarımla kazıdım aşkımı, kirpiklerinin hançerlenişine siper ettim bağrımı, alnıma yokluğunu ayrılık ayrılık işledim, şiirlerin anlatılarına emzirdim çığlığımı, gözlerim çaresiz adımlarla yanaklarında arıyordu izlerini, türküler söyleniyordu gözpınarlarımın hududunda, asi tebessümlerle ağıtlar yanıyordu yokluğuna, ve, bir çocuğun avuçlarından içiyordu yüreğim sensizliği kana kana. hasretimi, özlemimi yaktı serçelerin kanat çırpınışları, şimdi ise bana, serçelerin ve çocukların seni özlemesi kaldı içimdeki sokakların ıssızlığında. oysa sen, sözlerin en acısını pusatlanıp gözlerinle vuruyordun yüreğimi. sanık sandalyesinde, ellerim kelepçeli, yüzlerce voltluk kelimelerle yakıyordun bedenimi. olsun gözüm; olsun, ne yapsan azdır bu oyunbozana. çarp kapıları yüzüme tokat gibi, kapat açılmamacasına, kanat ellerimi, git ardına bakmadan, ağlamadan, git...git, gülüşler, sevinçler sana kalsın hasretin bana, senin elinden olacaksa eğer; ayrılık da yakışır bana. ben doğurdum bitmesiz sancılarla bu sevdayı, kan revan içinde kestim göbek bağını, ilk ağlayışını, memeye sarılışını ve tanık oldum ve gördüm kör bakışlarla bilincime çatal yürek nakışlanışını. ben doğurdum, kendimi ateşlere atarak, yeminimi-sözümü ayaklar altına alarak, onurumu, gururumu, bıçkın çocukları, nazlı kızları, ve aslan gibi yiğitliğimi hiçe sayarak. bu benim ne ilk, ne de son üzülmüşlüğüm; biliyorum. biliyorum, gözüm gözlerinde güler yalnızca, ellerim ellerinde doyar açlığına. kapına gelişim, seni dilenişim, bil ki kendim için değil, ki bu benim ilk sevda bebeğim. gözümün Nur'u mavi gökyüzümün ay'ı acılarımın pınarı, hasretlerin anası, bu benim ilk sendeleyişim. reva değil bir başıma yaşamak bunca aşkı, biliyorum, buluşamasak bile büyütürüm yine. su veremiyorsam çeliğe, kovulduğum hanelerden çekip gidiyorsam, artık çocuklar gibi ağlıyorsam, kırılan onurumu otamak içindir, yıkılan gururumu onarmak içindir. bakışlarım sessiz bir kurşun gibi çoğalırken namluda, gençliğimi yatırdım direnmenin çoğul yitimine. Dersim'in dağlarından geçtim Munzur'da yüzdüm, bütün saatler durdu yüzümün çizgilerinde, yok ettim bütün şarkıları, parçaladım şiirleri, emanet aldığım mavi atların terkisine oturdum, yaralayan sözleri duyan kulaklarımı sağır ettim, bağlanırken dilim parçalandı, denizler utandı vurulmuşluğundan, kızıl kalemlerin sancısıyla yazdım mektupları, ve her şarkıya beni aldatan anlamları sardım. şimdi ise bana, hüzünlü şarkıların ve vurulmuşluğumun bıçak sırtı izleri kaldı içimdeki sokakların ıssızlığında. oysa sen, beni sorguluyordun öfkeyle, hınçla. olsun gözüm; olsun, çok sorgulardan geçtim, gözaltılardan, tutuklanmalardan. bilirim sorguçların acımasızlığını. baş edemediğim, direnemediğim, ve yenildiğim. onlar bilincimi sorguladılar sen yüreğimi, sevgimi. nasıldır insanoğlunun naturası, bilirsin, hep; hep büyük oyuncular yönetir bizleri. ve sen, ne yapsan azdır bu oyunbozana, sorgula, vur beni, yak, kül et, kör kurşunlarla gel alnım çatına, senin elinden olacaksa eğer; ölüm de yakışır bana. 25.Ağustos.2000-İstanbul

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.