Marjinal Felaket
M Metin Akdeniz
0
Altın Yaprak
Yıl 1980
Bir fabrika işçisi olan İbrahim,bir gece yarısı evinde karısının koynundan siviller tarafından alınıp sorgu odasına götürülür.İbrahim ne olduğunu anlayamaz ve gözleri bez örtüyle kapalıdır.Konuş derler konuş ! İbrahim "vallahi billahi ben bişi yapmadım,üstelik sendikaya üye bile değilim" diye salya sümük derdini anlatmaya çalışsa da bol bol dayak yemiştir.Aslında doğruyu söylemiştir.Hiç bir şey yapmamıştır.İşte bunun için değil midir ki zaten,yani hiçbir şey yapmadığı için sistem ve elebaşları gitgide vahşileşerek adamı karısının koynundan gecenin bir yarısı pata küte alacak cüreti kendilerinde bulmaktadır.Gelecek için,daha mutlu ve adil bir ülke için hiçbir şey yapmamış olmak…İşte en vahimi de bu değil mi ?
...
(alındı belgelerine bak;sana borcum yok…)
bizim çocuklar Taksim' de
ne zaman burjuvanın camlarını kırsalar
hep provokasyon diyorsun,
bilinç altı oynanmış bir itiraz dilekçesi gibi.
dibine kadar mağlup olduğun bu kancık coğrafyada
doğar doğmaz önüne ödünç bir savaş koyuyorlar
kendi kanını alnına süren parmaklarınla
rezil bir yazgının resmini çiziyorsun sonra.
sen ekmek kırıkları atıyorsun kuşların önüne
sen durmadan ekmek kırıkları atıyorsun
onlar cam kırıklarını yiyor
anlamıyorsun değil mi niye böyle.
bu küresel tartışmalar bizi bozuyor Avdo
kırık dal aryaları eşliğinde patır patır dökülüp
sentetik çiçekler konvoyunda
hizaya sokulan figüratif hallerimiz;
vatan-millet-bayrak-din alet edevatıyla
"her türk suskun doğar" bükülmüş yürüyüş marşına
vokal eden yığınsal absürt
ve dibine kadar nesneyi yedikten sonra her defasında
içindeki kaosa uyumlu boşluğa esneyen
insan tiplemesi olarak tanımlanmak bize yakışmıyor Avdo.
insanlığın marjinal felaketi bağlamında
içinde ihanet gizlenmiş uluslararası sempatik kısaltmaların
evlerimize bıraktıkları karantinalarda
iki noktayı üst üste yakaladım :
velev ki "her türk borçlu doğar" söyleminden
yumruğu havada yola çıkarak
bizim çocukların yaptığı aslında formüle dayalı bir tepkime ;
küresel kuyumcuların piknik yaptığı
sakin gölün huzurunu kaçırmak babında
sektirilen taşın halaya duran halkalarıdır.
umudun kulağına fısıldanmış bir düş-ünce;
ufacık bir tohumda koca bir ağaç görmekti.
oysa düş kırıntılarını kapışan mor kuşların yalnızlığında
önümüze koydukları;
polis,ip,korku ve halkların düşmanlığı.
Metin Akdeniz
11 Ekim 2009
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş