Var-Oluşum
M Mustafa Durukan
0
Altın Yaprak
hayat akyokuş'tan bisikletle inmeye benziyor
hız aşırı ve aşındırıyor ürpertiler yaşantımızı.
ürperiyoruz.
selemizde dengemizi bozan dertlerden
önümüze çıkan umut heyelanlarından
daha hızlı pedal çevirmemize neden olan seraplardan
çıkmaza mı gidiyoruz düşüncesinden...
bir şeylere inandığımız için hâlâ yaşıyoruz.
yaşatıldığımız için hâlâ bir şeylere inanıyoruz
tıpkı pazarda çürük karpuzları toplayan,
balık artıklarını poşetine dolduran çocuğun,
karpuzun çürümemiş bir tarafı olduğuna inandığı gibi.
topladığı balık artıklarından,
annesinin güzel bir tat çıkaracağına inandığı gibi
bizler de inanıyoruz
henüz başaramadık ama
bir gün başaracağız.
hüzün mevsimi terk ettiğinde gönül bahçemizi.
rengarenk boyadığımız düşlerimizin
sergisini açacağız
bir mutlu sonlar galerisinde
bizler mutluluk dilenenlerin avuçlarına
sahip olamadıklarımızın listesini bırakarak
mutlu olmalarını sağladık onların
"neden benim" diye başlayan yokluklar
musluk altına bırakılmış bir sabun gibi
ortasından eritiyor insanı
bu yüzden biz
"çünkü benim" diye başlayan
varlıklarımıza sığınıp avunmalıyız
daha fazlasına gücümüz yeterse
neden olmasın?
neden?
bu hayat
yokluklarından varlık türetenlerin dirilişine şahit olmuştur.
bu hayat yokluklarını yok sayanların gülüşüne şahit olmuştur
bir gün
beyaz bir vahi güvercini konacak penceremize
sağ ayağında ufak bir kağıt
içinde yaşadıklarından artık azatsın notu
sol ayağında bir anahtar
ve gagalarıyla bir kapı çizecek önümüze.
açıp geçeceğiz o kapıdan
sonra kendimizden
sonra dünümüzden, yarınımızdan.
ve işte hepsi orada olacak
kaybettiklerimiz
aradıklarımız
sustuklarımız
haykırdıklarımız
içinde düştüklerimiz
dışında kaldıklarımız.
mavilerimiz
yeşillerimiz
beyazlarımız...
daha önceki yalancı gülüşlere hiç benzemeyen
asil bir gülüş oturacak yerli yerinde yüzümüze
gözümüze inen parlaklık
tarifi mümkünsüz ufukları aydınlatacak
işte o zaman
yorgan altı acılarımızı
ve geçmişe süpürdüğümüz
kalp kırıklıklarımızı
sarmalayıp çırpacağız
bizim için esmeye hazır rüzgarın dudaklarına
ama şimdi
seferi gelmemiş yolcular bekleme salonunda otursak da
zamanı içine tuz atılmış bir çay gibi içimiz acıyarak içsek de
metanet bir mezar taşı gibi dik tutsa da hâlâ bizi
yine de çıkmalı dudaklarımızdan
henüz kurumamış bir yaş elhamdülillah...
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş