Sis Ardı Devinimler
M Muzaffer Sarıgül
0
Altın Yaprak
her ülke kendi lehçesiyle ağlar
her ülke kendi şivesiyle öykünür tarihe
her insan kendi inancıyla yineler umudu
I
nereden bilebilir pabuçlarımızı eskittiğimiz bu dünya
kınından sıyrılmış bıçağın kaygısını
edep öğretemediğimiz şu gök astıkça bulutlarını
yıldızlara
gölgelerini dürüp gittikçe gün
toplar türkülerimizi gideriz
çıplak ayak izlerimiz kalır çorak sırtında
bir tek tanrı bile yetmez intiharların affına
II
rüyalar
yasaların erişemediği en özgür suçlar
o esrarengiz telefonlara benzeyen uğultusu doğanın
tükenirken kipiklerimizde gün huzmeleri
gündüz düşleri
unuttuk ayaklarımızın ayalarını öylece soğuk
mermerlerde büyüterek
III
insan
vitrinlere bakan yönsüz bir aşiret midir yalnızca
nice ömürler sırlanırken kurşun geçirmez düşüncelere
kavganın ayak ucundaki dirençtir çoğalımlara devinen
IV
aşk
uzakta çok uzakta, inlemesidir veremli bir kemanın
yüzümüzü karla ovup da hatırladığımız o sisin
gerisinde
V
çöp dağlarında seslerini yitiren martılar
lacivert denizler görür düşlerinde
artık antenlere de konmayacak kuşlar
en bilgesi şu yaşlı çınar bile kaçırdı son kumruyu
dalından
şimdir tutar mı bilmem elimizin çeperinden, nutku
tutulan gün
VI
yaşam çatlarcasına koşan yüreklere dağ soluğu mudur
hikmetin
sevdanın siperine yattıkça yangın
geceyi dolanan avare bir ıslıktır artık
VII
kavga
bu terli yörükle
bu dikişte tüketilen aşk gibi
yaşlı bir mataranın susuzluğuna tutunmak mıdır
tüfeğinin sabıkasını asarken omzuna sımsıkı
şimdi anıları anlatma zamanı mıdır ateşin çıtırtısında
şimdi yanılgıları tüketme zamanıdır ey insan
gözlerinde çocukların analarının sütü akmaktadır
gözlerinde anaların bin acı beşik gibi sallanmaktadır
VIII
ölüm
hep aralık tuttu kapısını öyle davetkâr
bedeli ödenen bedenler vuruldukça söğütlere sulara
kilimin türküsü neyi çığırır bozkır rüzgârıyla
anlaşılmaz
IX
mektuplara çizilen küçümen elleri bebelerin
sığınırken sır gibi kafesine göğsümüzün
sırları katmerlenmiş aynalarda sıvazlarken acılarımızı,
gülünmez
ihanet darbeleriyle nasırlaştıkça sırtımız
koyup gittikçe ardımızda utancımızı öyle yüzüstü,
ölünmez
X
en kocaman hali bu gözlerimin
ellerimin en telaşlı emerliği alnımın siperinde
oysa bir bakışlık ötede gökyüzü kulaçlıyordu
kırlangıçlar
ben şiir okur şiir yazarken yankısız sokaklarda
kurşun sıcaklığında tavlanırken toprak
çığ düşer çığlıklara bilmez gökdelenler
bu ülke muradsız bir gelindir
bir 'nifak'ır şimdi menzili uzayan dağlar
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş