Ezo

A Adnan Durmaz
0 Altın Yaprak
yıldızlarla konuşan meczuplar soyundanım bin yıldır uçurumlar çiçeğidir tüm sevmelerim bütün yollarda seni aramaya geldim bütün yağmurlarda seni ıslandım acılara senin için yaslandım gözüm benim kederden ağlayışım acılarda çağlayışım özümdeki közüm benim bütün bahar bahçeleri çöl kuru eteklerini sürüyen yeller yoksul birer dilencidir saçların esmiyorsa sular kesmez yangınını çilemin çöllerine ayakların basmıyorsa gözümün ateş yaşı ağlayışım nazım benim sızım sızım Ezom benim kavgalara girdim ölümcül zulumlara yollara vurdum mahpuslara bağlandım ateşler içinde durdum ceylanlar suya inen bir yürek taşıdım sana pürçiçek yaylalar büyüttüm uçurum başlarımda yalnız senin umuduna tutundum kara gecede kara nadasta kara karıncalar gözlem altında çocuklar türküler kilimler zan altındaydı yasak kitaplar muhalif şarkılar gibi taşıdım hasretini kan döküldüm sana giden uçurumlarda dağ dağ deli hasretlerde dağlandım sen yoktun Ezo kara yazgılı halklar geçti boz topraklardan geride ağıtlar-figanlar bırakarak yanık ocak taşlarından haberin sordum nice zalım kavgalara sürüldüm silme akkor aktı damarlarımda kaç ipe verildim be Ezo tarihlerce kırıldım dövüşe dövüşe zulümle kıran kıtlık bölüşe umudunu sarandım yüzü kanla yıkanmış şafaklar beni bilir yenilip yerlere serildim Ezo ama sen yoktun sen yoktun kuşlarla konuşan meczupların soyundanım taşlandım bütün kara çağlarda bütün denizlerde firari korsan dağlarda yüreğini tutuşturan şaki sırtımda dilim dilim kırbaç izleri bir mecnun yürekle sürüldüm çöle muhannet dağlarını aşkımla dele dele ferhat kesildim de seni aradım suların çarptığı kayalar vardı türküler büyüttüler taşları sara sara kara yeller sarfı yeşil dalları sevda fısıldadılar sonsuzlara çöller bile hilal hilal kumullar yığdı ırmaklar yataklarıyla aşk kesilip çağladı mendersesler yara yara coşku taşır dağdan dağa ben kendimi yaka yaka haykırdım hasretimi ama sen yoktun zulmun kaf dağını aştım nifaklar tuzaklar geçtim ankalar soyundanım kaç doğmuşum ölümlerden sensiz körüm ben zından bana sensiz evren çok önceden mi geçtin hangi yüreğin uçurumlarını sevdalara boğarak okyanusları sen mi doldurdun akşamlara kan susan şu bulutlar senden mi kaldı yoksa çok sonralarda mı doğmak kaderin süt mavisi atlarla geçtim acının zehir sarısı vadilerinden kucağımda kanla yazılmış tarih güneşler parçalanmış alnımın meydanlarında yokluğunun uçurumlarında iblislerle boğuştum ateşlere sarıldım Ezo çarmıhlara vuruldum bütün zamanlarda suçlu görüldüm kaç ölüp kaç dirildim Ezo "o güzel atlara binip giden o güzel insanlardan" "salkım salkım esen tan yellerinden" "gül parmaklı şafaklardan" saydılar beni şakiler vuruştu yüreğimde bütün isyan ateşleri ellerimden tutuştu sen yoktun ben ki bu yeryüzüne ateşle sınanmaya geldim bir sevdalı semenderim zulümleri zındanları yanmaları sevda bildim bir umudun olsun Ezo bir umudun ölür ölür yine sana gelirim

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.