bilmez ellerim toprak kokusunu yağmuru hiç yaşamadı kanamadı hiç bir gülün dikenini tutup…
ak bir güvercinin kanadına konmuş umutların sıcağına yazılmış sözlerde tek başına koşuyorum deli rüzgarlar içimde…
hafifçe esen bir rüzgarla başlarını eğdiği gibi başakların büküldü ruhum yıllarca süsleyemedi kenar süsleri bile…
dikmiş kaşlarını geceye kedi sesi çıkmaz pusuda köpekler yine uluorta seranatlarda yıldızlara…
yangınlara vurduğum gecelerin ötesinde arsız aşklarıma uzanan her saat leylak kokusuna bulanmış sıcaklığıyla düşlerin çılgın bir senfonide çağlıyor…
aşka aldanışımın iç sıkıntısını yüzüme çalan çizgiler külhanbeyi seslerini siliyor geveze inleyişlerle…
akşama bulaştı ellerim, sönüverdi yıldızlar yangınımda elimden tuttu deniz,…
intihar etti ellerine bıraktığım umarsız saatlerin sıkıntı yüklü griliğine saklanmış durgunluğunda kaybolan aşkın…
aşkı yakarken gökyüzünde bütün geceleri söndürüp yıldızlarını sökerek bağrından senden ötürü…
anamı koydum bağrıma taçlar ördü başıma dualarıyla yıldızlara dokunup dilek tuttum ak düşmüş saçlarına bağladım bezleri rengarenk…
hırçın dalgaların koynunda bir batık gemi…gün eriyen buzdan düşlerin sağanak yağmurlarda kayboluşu resitaller çağlıyor kırık kalplerin çığlıklarında…yangın…
ak ya da kara belli olmayan bir koşturmacada oynanan oyunlardan arta kalıyor yaşamışlığım…
ağzına kadar doldurdum tümünü boşalmış kadehlerin tüm boyaları çaldım ressamlardan tablolar renksiz…
iğdiş edilmiş düşlerin var senin ne zaman anlayacaksın bir parçası olduğunu özleyişlerimin aslında senin döküldüğünü…
yakın olabilmek istiyordu sevgiliye ne çok arzuluyor ne çok korkuyordu hem de hiç dinmedi o duygu…
15 / 254 gösteriliyor