Eylül'dü (günden Düşenler V)

A Ayhan Sönmez
0 Altın Yaprak
ağır bir yenilgiydi güneşin batışı… şiire daha çok vardı, sana daha çok… memleketin bütün dağlarını aşarak eylül'den kaçıp sana geldim… eylül'dü aşk yenilmişti bir kere genç ölüler sarı yapraklara sarılıp yağmur bekliyordu dağlarda yeşersin diye kuru dallarda saklı kalan düşlerin filizleri aşk yeşersin diyeydi ölümleri çok öldüler… gençtiler… hüzünlü şiirler okuyacak ne entelektüel birikimleri, ne de vakitleri vardı… kendilerini halklarına adamışlardı… kendilerini aşka… ihaneti tanıdılar önce… insanın olduğu yerde, ihanet kaçınılmazdı ve henüz o kadar tanımıyorlardı insanı…kendilerini tanımaya ömürleri vefa etmedi… ihanet, ölüm demekti ve ayrılık… ayrılık bazen ölümden beterdi… bin kere ölüm demekti belki… önce ihaneti tanıdılar… kendilerini tanımaya sıra gelmedi… eylül geldi… eylül'dü bütün ayrılıklar yağmurlu bir sabahta başlayacaktı anadan yârdan çocuktan kırmızı karanfiller kaç marş eskitti cenazelerde bilemediler gençtiler… genç öldüler… siyah beyaz fotoğraflarında genç gülümseyişler… ölüme inanmayan gülümseyişler… hayatı kucaklayan… kelebek ömürlü olduklarını bilmiyorlardı henüz… insanı tanımıyorlardı ve haberleri yoktu eylül'den… eylül'dü… aşka saplanan kını kanlı bir bıçaktı eylül… hayat her an elden gidecek kadar tetik nazlı bir nişanlıydı avuçlarında ve ölüm yağmurcuk kuşlarını bekliyordu zulasında sinsiydi ölüm görmediler önce kuşları vurdu umuda kurşun sıkanlar… önce kuşları vurdular, öksüz bırakmak için maviyi… mavi, kanadı… sonra önlerine ne çıktıysa hayata dair, vurdular… en çok da maviyi kurşunladılar… eylül'dü… "hayata nişanlı ölüme sözlü" ydü paletler altındaki yürekleri devrimciydi hayat ve eylül hiç sevmedi devrimcileri kızılotlar sarmaşıklar bıraktı sürgün vermeyi ve vuruluyordu dallarında bütün erkenci kuşlar ölüme sözlü devrimciler gibi hayatı vurdular tam orta yerinden hayat kanadı sarıydı güz yaprakları… güneş damlıyordu yapraklardan… hayat, ah hayat eylül'de de güzeldi… ölüm hiç yakışmıyordu, biliyorlardı; ama ok yaydan çıkmıştı bir kere… sözlenmişlerdi ölüme ve en çok hayata ihanet ettiklerine yanarak gittiler ölümün üzerine… hayatı çok sevdikleri için onursuzluğu yediremediler kendilerine… hayat vurulmuş kanamalı bir hastaydı postalların altında sen yoktun henüz miladı sen olan hayatımda lakin güneyde bir yerlerde tomurcuktu hâlâ güller ve güneşin doğuşunu bekliyorlardı ben aralarından geçtim kanadı kırık rüzgârlarda yürüyen genç ölülerin… sen vardın uzakta bir yerlerde… tamamlanmamıştı henüz miladım… miladımın peşine bütün ölülerin acısını yüreğime gömerek düştüm… ağırlığı bundandır bakışlarımın… eylül'dü… hayat yaralıydı… eylül'dü sokaklar general bir baykuşun bakışlarında travmatik ayrılıkların son resmi geçidine hazırdı aşk… sızılı yağmur damlalarında çok üşüdü eylül'de… aşkı vurdular… her şey zapta geçti: cadde ortasına yanlış park etmiş araçlar kakülümden düşen perçem okul yollarında yağmura yakalanan bakışlarım memleket boyunca yerde yatan aşk her şey zapta geçti eylül'dü… sol yanımda sakladım bir avuç güneşi… yanılsaması yoktu hayatın ve eylül kara bir gerçeklikti… "suda yanmayan kağıttan gemiler peşindeydi çocukluğuma saklanan yüreğim ve bir kurşun atımlık zamandaydı ölüm ölümlerin önünden geçtim" sokak aralarında suskun bir karanlığı bekliyordu gece… yüreğim tetikteydi… sarı kavak yaprakları seçilmiyordu gecenin içinde… ben sana geliyordum… miladım belliydi… parka yeşilindeydi şafak… ölüler, yolculuğumda rehberdi… evlerin bembeyaz duvarlarında eylül çiçeği gibi açan kıpkırmızı sloganlar da zapta geçti yüreğime şerh düştü paşanın biri işte o yüzden kanaması durmuyor yüreğimin" çok korktum… nuh tufanıydı eylül… ve kötülerin gemiye binmesi ilk olmuyordu tufanda… eylül'dü… karanlığa kibrit çakacağım günler zamanın çok ilerisinde saklanıyordu… ben bilmiyordum bunu… senden de haberim yoktu… miladıma yürüyordum kör karanlıklarda ve sol yanımda bir avuç güneş saklıydı… hayat yaralı yanını gizleyip akışına devam etti ben kanadım sol yumruğum hep sıkılı kaldı zabıt evraklarında sol yumruğumu kimselere göstermedim… korktum… yağmur yağıyordu… ayrılıklar başlamıştı çoktan… karanlık, dikilmişti şafağın önüne… önce kendimden ayrıldım… bütün ihanetleri gördüm karanlıkta… avucumda ıslak bir güneşi sakladım hep… miladım sendin… bunu sana gelene dek bilmedim hiç… yollara koyuldum… el yordamı… can yordamı… yürüdüm… yürüdüm… eylül'dü asi dağlarda üşümeyi öğreniyordu rüzgâr aşk yenilmişti… aşkı vurdular güpegündüz… karanlıkta, tuttum aşkın ellerinden… karanlıkta aşkı yüreğime koydum… kanımın sıcağında saçaklandı aşk… karanlıkta yavaş yavaş filize durdu… kimse görmedi… karanlıktı ve şafak çok uzaktaydı… sen çok uzaktaydın… ağır bir yenilgiydi güneşin batışı şiire daha çok vardı sana daha çok memleketin bütün dağlarını aşarak eylül'den kaçıp sana geldim içinde aşk saklı sloganları paslandıkları yerden -yüreğimden- çıkarma vakti şimdi

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.