-I- ölümsüzlük yalan, diyordu zaman dinle bak, içindeki o lacivert uçurum derin bir kuyunun hüzünlü şarkısıyla…
Ayten Mutlu Bandırma'da doğdu (1952) . İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi (1975) . Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesinin üçüncü sınıfından ayrıldı. İlk deneme, öykü ve şiirleri, ortaokul yıllarından başlayarak yerel gazetelerde yayımlanmaya başladı. Daha sonra İmece, Yazko Edebiyat, Edebiyat 81, Varlık, Hürriyet Gösteri, Yaşasın Edebiyat, Şiirlik, Yeni Biçem, Düşlem, Sombahar, Ludingirra dergilerinde ve değişik gazetelerde deneme ve inceleme yazıları ile şiirleri yayımlandı. '... Dünyaya, yaşama ve yaşadıklarına bakışı, onları anlamlandırışı, lirik, akıcı, çarpıcı metaforlarla bezeli bir dille şiirleşiyor. Coşkusu ve hüznü son derecede yalçınlıklar yaratan bir seyir izliyor. Doruklar, fay kırılmaları, çöküntüler... Şiddet birimi çok yüksek bir seyir ve dil. Ama, hep kadınsı bir seçimle. Yumuşak, içli, lirik olgulara, iç fırtınaları ve kanamalarıyla getirdiği yorumlar; içli, kırılgan, ama kararlı ve tutkulu kadın imgesinin, iç ve dış gözleriyle bakışı, tutkunun, hazzın ve acının yüksek titreşim dozu... onun şiirinin özünü oluşturuyor... düşünsel, sezgisel, duyumsama boyutları, gözlem-betim öğeleriyle iç içe, ustalıkla, sağlam bir kurgu içinde ve yalnız 'gerektiği kadar' sözcük, imge ve metaforla, yatay ve derinlemesine örülüyor. Beyniyle yüreği birlikte dile geliyor.'
Dayan Ey Sevdam (1984)
- Vaktolur (1986)
- Seni Özledim (1990)
- Kül İzi (1993)
- Denize Doğru (1994)
- Çocuk ve Akşam (1999)
- Taş Ayna (2003)
- Yitik Anlam Peşinde (2004)
- Ateşin Köklerinde (2005)
- Uzun Gemide Akşam / Soir Dans le Bateau Long (Mustafa Balel'in çevirisi ile) (2008)
Ayten Mutlu şiirleri
sen ateşsin, hiçliğin inşa ettiği arzu, acı dolu ve parlak, çölde kaybolan gün iskelesi…
söylediğin yalanlara dönerse bir gün söyleyemediğin bütün sevgiler kırılırsa incecik dallar gibi yarınlara ertelediğin düşler…
sen ve ben sesimizde uçurum şarkıları ellerimiz iki kuğu boynu yere eğilmiş iki yana düşüyoruz sessizce…
bu böyle bir şiir işte ay girince geceye bu şiirde bakır yeşil çuha delik deşik lekeli masalarda…
bu gece bırak beni kırılmış dal gibiyim suskun güz birikimi…
-I- bir ay gecesi işte yedi yıldız, yedi üşümüş yıldız yedi siren çiçeği…
-I- bir ay gecesi işte yedi yıldız, yedi üşümüş yıldız yedi siren çiçeği…
BİR ANKARA MASALI varsın ve yoksun böyle başladı masal…
anılardır ırayan düşe gül düşer bir sararan bir kuruyan uzak gül silinir ayrıntılar, dudağının kıvrılışı, sesin, gülüşün...…
gövdemden daha dar evimin odaları boşluğa asılmış martılar duruşu bu tut yavaşça duvarın tentesinden bir sen biliyorsun nerede olduğumu…
bu acının bir tanımı olmalı bana hiç söylenmemiş sözcükler gerek gözlerime doluşan bu yağmur kuşlarının…
bir tek harfti eksik kalan aşktan konuşmak için…
işte akşam, tül, bakır ve yas havada kuş tüyleri, ıssızlık ay şimdi sularda gizli bir veda…
çıkıp çıkıp geliyorlar zamansız söndürülmüş mum alevleriyle yenilginin görünmez çalgıcıları kimi yaşarken ölmüş…
15 / 52 gösteriliyor