Kırk Kapılı Saray

E Esra Kaya
0 Altın Yaprak
Gel! Nil yeşili dualar dökülür dudaklarımdan Gel ve topla eteklerine beyaz karanfil ____bu dâvet ki __________(mührü perva/neyi aşktır) ah! izbe kuyularda şair ve şuur ki sefâleti derinde mukâyesedeyim ey! şiir telâşımı mâzur gör zâyiât var şu ömrün seferinde. öksüzüm şairini kaybetmiş bir şiir kadar ve yetimliğimdir vefâ nasıl da âcizim kimlik/siz hatta cisim/siz değil midir ki imge deryalarına meydan okur da koca şair iki dizelik şiirin neminde boğulur; nefessiz… M-âdem ki adı aşk ve M-âdem ki oturur kırk kapının ardında gitmeliyim. yürü be hey derman, yürü; tan vakti peşrevince! yürü; hırçın rüzgârların ardınca! yürü; usulü-adabınca, ne yolundan ne sözünden cay! Ya hay! Ya hay! Ya hay! ve keza şimdi bir veda salkımından ayrılmış taneyim takvim, güzün yapraklarını döküyor gazel üstüne gazel atarken adımlarım üç, beş, dokuz derken anbean ve de kazâran ah nasıl kırılgan yürüyor! daha onuncu kapıda kuşkular kuşatmada yüz misli yere düştü yüz, kurudu dil o da ne'ydi ansızın tutu bakışlarımı ellerime kapandı bir hercâi karanfil El- insaffff! ve dedi ki: ey! vuslatın kırmızı rengi, ey! puslu camların tenhasında giz, riyâ kadar rüya mı bu? fikrin kisvesinden sıyrılan aklım az sonra üşüyecek akılsızlığımın çıplağında beynimde gürleyen çalkantı isli kan/dil merhametime "aptal " diye leke düşürecek. horlayacak göz uçlarıma sığınan saf yağmuru umarsız el/ve/dağlar ipek kanatlı men/dil cismin yanında külün hükmü ne'ydi? hava ney/di, su ney/di, toprak ne? aşk ateşin, körüğünde kül döndüm pervâne. sus, dedi "merhametim" kâfi, kum beyazı mantık dökülür dudaklarından kaldır ellerini, savrul rüzgârınla beyaz karanfil evren; döndüğünce aşk, nefes; aldığınca hava… gerisin geri zehri cefâ sade sevgi, ne hoş sefâ hoşsak bu hoşlukta sarhoşsak candan öte cihan feda ya da diyordum ki: lütufkâr gülümsedi o hercâi karanfil gökyüzünde yıldız oldu yaldız yaldız karanfil şaş/kınım oysa ki hançeri, sinemi kesen sorular dayanmıştı cana şiir şifresinden soyundu ve karşımda çırılçıplaktı mânâ kanıtlı ama tanıksız yürüdüm hiç de yün/gül değil yüküm tadı, varla yok arası alışmışlıkların pençesinde en/gebeler yegâne hüzün yollar yadırgamışlıklarla dolu, yabansı… uç sokaklar bahşiş gibi gelir, ya dinlence soluksuz çiseleyen kan tere karşı gücüm küstü burkuldum yirminci kapıda tek ayaküstü bileğime sarıldı sanki balçık rengi kil o da ne'ydi ansızın çekiyordu içine üzerime sıçradı çamurlu bir karanfil El-sineeee! ve dedi ki: itirafım sessizliğim kadar vermez ezâ kafamı yerine oturtacak lâyıkıyla bir cevap belki ben ey! soylu yüzümde tek bir şeytana yer vermeyen melek iz sürdüğüm günahın prangalarında mı çürüttüm mâsumiyeti, nasıl bir kötülüğe karşı verilir ki bu ceza, uykumda ben mi işledim, faili ben mi? evhamı şirke koşmuş ezip geçen cinayeti kalpsizlik bu ki izahı zaafsa eğer namertlere mertliğimi kurban vereli indim aşağılara kadar daha ne kadar küçülebilirim ki güneş küskünü yerde üç kuruşluk t-ahtım t-acımın uğultusu ayrı kıyâmet daha ne kadar direnebilirim ki! .. cismin yanında ruhun hükmü ne'ydi ar ney/di, har ney/di, karar ne? aşk ateşin, çamurunda hiçe döndüm pervâne. sus dedi "sabrım" mâzi… kevser beyazı umut dökülür dudaklarından kaldır ellerini yıka durulmuşluğunda beyaz karanfil gönül, kıblen döndüğünce har / tevâzu, baş eğdiğince yar. kar/ar zaten ar alnından öpüyor o aşk-ı nurun secdesi eğer aşksak aşıksak aşk elinde maşuksak ne hoş! loş çilehanende aşk olsun, koş diyordum koş! ferah ferah gülümsedi o çamurlu karanfil gök çatıda gün/eş açtı pırıl pırıl karanfil hay/retteydim hallacında savrulan şiir, cezbesinden serpildi zamana ihtirası sözlerin ki kıyâmet ve sûrundan üflüyordu mânâ ilerledim ezilmiş yüreğimde söz çırpınıyorken yel/kovanın kanatları olmamıştı hiç zamanı kıskacında zehirliyordu akrepler ve zembereğine su doluyordu saatlerin tarihin ceviz sandukasında âlem-î dünya tekerrür içinde sararmaya yüz tutmuş ruh otuzuncu kapının sapağına dönerken ötelenmişti gücüm mesafeden kaç mil ne zamandı sezmedim izimden iz sürmüştü yaslanmıştı omzuma o solmuş bir karanfil El-amannn! Ve dedi ki: terk-i diyardayım içlendiğim muamma nasıl bir çelik paslanıp da kırılmayan çark yıl aldıkça kocamayan dünya ah! nasıl da anlımın terini, gözümün ferini kuruttu şimdi bağışlayabilir miyim cüretini? hiçbir kış düşerken izin almadı saçlarımdan görmedim dalımdan yaprağımı semiren hazanı, görmedim bana danışmadan bir hevesle giden baharı daha kaç kulaç, kaç çukur, kaç adım gerek? biliyorum bu son tipi beni bin parçaya bölecek! cismin yanında aşkın hükmü ney/di? kor ney/di, ateş ney/di, har ne? aşk alevin, dumanında üfler durur pervâne. sus, dedi " şefkatim " bâki… kır beyazı zaman dökülür dudaklarından kaldır ellerini ömre bedel günde yıka beyaz karanfil yolcusundur dibi delik şu dünya san/dalında elbet çakar bir çıtırtı, bir çıngı aşk elbet senin de yanar gönül mangalında unutma / aşk, ıstırâbın suyu / yeri bir bilinmez kuyu ister dal düşünmeden / ister düşünde uyu / ben demedim, şiir dedi. ser/incecik gülümsedi solmuş, bitmiş karanfil gök kubbede dolunaydı on dördünde karanfil ey/vahtaydım alelâde bir söz değildi şiir, ruhun orta yerinden sızma aleni celsede iki büklüm ıtrî ve mey kızılı postunda sekiz asırlık mânâ en nihayet vardım otuz dokuz ardından o da ne'ydi, sarstı beni, titredim kırkıncı son kapıda devâsa bir sır ayna "huzur hangi çağ/layıkların yatağında uyur" soru, ünlemden çıkmadan gırtlağımda boğulur. bu nasıl bir yansıma, beni bölmüşler kaça? görmedeyim kendimi bin katrede bin parça! aksi/gibi ah kaderin zulasında şair sus-kulu ve heder aynalardan dökülür bir gamlı keder ah eder bu dertli konak başı başında bir kül-ah kadar yakın mezar taşı üzerinde ak kefeni tennure kara toprak cilvesine kapılmış naaşı hırkasında sükût otuz dokuz karanfil nasıl da uysal uyuyor, dokunmayın, belli ki can sarhoşu! çığlığım ve yüzüm gözümdeki savaştı vuslatın perdesi hüzün karanlığı yokluyordum yıkılmıştı kâinat-ı cümle arştan başıma o yol boyu rastlantı bendim bütün karanfil bilmezdim ki benliğimde ben "ben"i topluyordum kaç bakalım suret, kaç nereye kaçabilirsen! seyyah olmuş tüm evren beynimde dönüyordum. Dur, dedi, kırk kapının ardından… " dön beyaz karanfil dön, al bildiğin cevabı, merakında sön" ____huzura giden yol " ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol " buraya kadardı sus, sancımdan sızan sorgu artık hükmün kalmadı bende mutluyum şiirini bitirmiş bir şair kadar huzurluyum; bir anahtar, bir kapılık umudum var. bu son zemheri, şimdi dönmeliyim ayın on dördüne ve parlamalıyım arınıp siyahımdan ay beyazı ve dedi ki: ey âdemin nesli süzül aşk sarnıcından talipsen esrarına ister ateş, ister kül,sen yine "gel" MEVLÂ'na Ya hay! Ya hay! Ya hay!

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.