Susmaya arsızken bakışların Düşer içime dokunmasızlıkların Unutmuş gibi sevişmeleri Sahiplerini öperken sığ esintileri…
Ben seni anlatmayalı Mevsimler birçok kez değişti Yıllar Ah o yıllar…
Bir İzmir akşamında Parmağında yaralı bir şiir kanıyordu şairin Aşk özgür saat kulesiydi Aşk batıya aitti…
Daha bir başka bakıyor öldüğünde sevdiğinin gözleri Daha bir başka susuyor zaman Ve hiç kokmuyor ondan sonrası yağmur topraklarında Adımların anlamsızlaşıyor kalabalıklar arasında…
Hiçbir eylül böyle güzel çıkmamıştı karşıma Hiçbir eylül böyle esmemişti akşamüstleri Rüzgârını öpercesine sevgilisine karışan kokularla…
Çakıl taşlarıyla oynayan mavi deniz sularına Gecenin içinden geçen sessiz yük vagonlarına Pencere önünde her gidene el sallayan çocukluklara Yağlı boyası kurumuş manzara resimlerin…
Sen çığlıklarını unutmuş hiçliksin Belki bir şiir öldürecek seni Onurlandırılacaksın celladınla Ve kitabın hiç yazılmayacak karanlık mezarında…
Size susuyorum gecenin karanlığında Size hanımefendi Yıldızınız kaymış ay ışığının şahitliğinde Ve kurak topraklarıma düşmüş…
Kim daha salıncak; Olmadı Beş taşla köşeyi dönemedi ufak çocuk…
Aşk ben seni sayfalara bıraktım; Affet beni sırat Aşka düşecek bir uçurum yarattım kalbimle…
Serseri bir gökkuşağı dağılıyor gökyüzünde Yağmur sonraları birbirine karışan mektup akıntılarında Kayboluyor gözlerim.…
Kalbimden akan kana kırgınım Ve aktığı yola yorgun yine de aşk diye adımlarım Al gecelerle bakma yüzüme ey insan Altın olsa ipek yolu bedenimde , yalanım…