Ahsen-i Diyar

A Arif Onur Solak
0 Altın Yaprak
I Tarihin bağrına kara kabzalı hançer gibi saplanan şehriyâr Eyy boğazı iki düğüm İstanbul; Karanfil kızılı hüzün vurmuş göklerine Nedir bu üzerindeki İmparator Konstantinus kırgınlığı Mağlup Bizans’ın yıkılmış kalıntılarından mı topladın sukut-u melali? Oysa bakınca tepelerin burçlarından sana Öylesine vakursun ki, öylesine mağrur Surlarında hala Fatih’in azameti durur. En az Konstantinus kadar bîzar ve kırgın Hem de cesur ve kahramansın en fazla Fatih kadar. Sen ki eyy İstanbul! Nadan tarih sayfalarının en kıymet bilinmeyeni En çileli yanısın… II Çalıyor şahikalara yükselen şarkını son bestenigârda sazendeler Irmaklara çağlıyor hanendeler yanıp tutuşan tahassürünü Divan kurarken şiirler Baykara Meclislerinde En edebi yanını asıyor boynuna, şairler Söz ipliklerine geçirilmiş mısraların zerrin kelamlarını. Bense en fakir ve en hakir yanımla yutkunup boğazımdan Yoksul cümlelerimle anlatmaya utanıyorum seni, Güzelliğinin kahrını kendine saklayan eyy İstanbul. III Maî düşlerin metruk kalbinde Kalabalıklaşıyor yalnızlığım peyderpey. Nazenin bir yar gibi salınırken Marmara En çokta Çamlıca’dan sevdim izlemeyi Senin hüsn-ü cemalinde kaybolmayan efsununu. Bakınca iskelesinden Eminönü’nün; Galata’nın sönük ferine inat, Revnak bağışlıyor Süleymaniye’nin Süreyyaların aşkın “En” yanına kıyam ettiği minareleri. Kutlu kalabalığın semaya açılan elleri vuruyor mehtaba, zahir Ve akıyor izdüşümü yeryüzüne dua dua… V Leyl vakitlerinde Beyoğlu’nun Neon ışıkları altında süveyda büyütürken beşer Hak aşığı dervişlerin dergâhlarındaki türbelerinden Ve O’na müptela minarelerinden utanıyor musun? Yoksa hala koynunda Eyyub’un sabrıyla Haram hayatların son bulacağı günün tahayyülünde misin? IV “Son demde son söz yâre, ey şehir Birkaç kelam, nedameti birikmiş yaraya Mecnunleyin ah-u zar olduğum dildara” Yaslı duvarlarda harlanan nâr gibi Hicran makamında şimdi yokluğunun varlığı, Yüreğim yüksek dozda ıstırap yüklü Kırıldı endazesi hüznümün, firkati kaldıramıyorum. Sıfatı düştü Marmara’ya sevgilisizliğimin Takat dilenmiyorum artık direncime Sanırım encam-ı aşkın kabulsüzlüğünden vazgeçiyorum Ağlasın kız kulesinde esir prenses Ve yansın Üsküdar’da hüznün çerağ. Dinlesin o hercai yar Emirgan’ın Bu baharda çiçeklenmiş rengârenk korusundan, Son ümidi yitmiş melal musikiyi uşak makamında. “rüzgâr söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı Vazgeç, söyleme artık hatırlatma mazideki aşkımızı” Bir ud, bir kanun, bir keman Söyle İstanbul son fasıl tadında VI Ey terk-i diyarı mümkünsüz şehir Biraz kül, biraz duman… Ne gitmek geliyor elden Ne kalmak tende cana saadet… Ferman buyruldu Topkapı Sarayı'ndan Uykusundan Şehzadeler uyandı Ey gönlümü tutuşturan der-i saadet Galiba bab-ı âliye yeni Sultan dayandı...

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.